Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/673 E. 2014/8020 K. 29.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/673
KARAR NO : 2014/8020
KARAR TARİHİ : 29.04.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/10/2012
NUMARASI : 2011/319-2012/230

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/10/2012 tarih ve 2011/319-2012/230 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi asıl ve birleşen davada davalı banka ve borcu üstlenen TMSF vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 29/04/2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan asıl-birleşen davada davalılardan I. Bank A.Ş. vekili Av. E. I.ve TMSF vekili Av. G. A. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının devraldığı E. A.Ş’nin yaptığı reklamların tesiri ve yönlendirmesi ile müvekkilinin eşi ile birlikte davalı bankanın Marmaris Şubesi’ne 08.09.1999 tarihinde 180.000 DEM yatırdıklarını, bir süre sonra parayı çekmeye gittiklerinde bankaya TMSF tarafından elkonulduğunu öğrendiklerini, talep edilmesine rağmen paranın verilmediğini ileri sürerek, şimdilik 1.000,00 TL’nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, birleşen dava da ise, müvekkillerinin davalı bankaya yatırdıkları 180.000 DEM’in temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka ve TMSF vekili, zamanaşımı defi ile birlikte, davacının talep ettiği paranın dava dışı E.O.-S. Limited’e havale edildiğini, alacağın bu bankadan talep edilmesi gerektiğini, davacıların daha fazla faiz getirisi olduğu için kendi istekleri ile paralarını anılan bankaya havale ettiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın devraldığı E.A.Ş’nin o. s. bankta açılan hesapların E. A.Ş’de açılan hesaplarla aynı güvenilirliğe sahip olduğu ve açılan hesapların bankanın garantisinde olduğuna ilişkin telkinlerde bulunduğu, bütün işlemlerin E. A.Ş’nin şubelerinde yürütüldüğü, verilen cüzdanlarda E. adının bulunduğu ve bu nedenle müşterilerde her iki bankanın birbirinin uzantısı olduğu yolunda kanaat oluştuğu ve davalı bankanın bu kanının oluşması için elinden gelen her türlü çabayı gösterdiği, dolayısı ile davacıların yatırdığı paradan davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle, asıl davanın kabulüne, 1.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davanın kısmen kabulü ile 179.000 DEM’in yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı banka ve borcu üstlenen TMSF vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalıların sorumluluğunun 818 sayılı BK’nın 41,55. ve 6762 sayılı TTK’nın 336. maddelerinden kaynaklanmasına, zamanaşımı süresinin davacının parasını off-shore bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren başlayacak olmasına göre davalı banka ve borcu üstlenen TMSF vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, bankacılık işleminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Birden fazla kişi birlikte bir bankada hesap açtırır ve her biri tek başına hesaptan para çekme yetkisine sahip olursa, bu hesaba ortak hesap denir ve hesap sahipleri, bankaya karşı Mülga B.K’nın 148. maddesi hükmü uyarınca müteselsil alacaklı durumunda olurlar. Banka, ortak hesap sahiplerinden birine ödemede bulunmakla, diğer hesap sahibine de ödemede bulunmuş sayılır. Bankacılık uygulamasında, Teselsüllü Müşterek Hesap adı verilen bu tür mevduat hesabında, hesap sahiplerinden her biri paranın yarı yarıya eşit paylı olarak sahibidirler. Biri, hesaptan para çekerken, payına göre kendi adına, payından fazlası için diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket ettiği sonucuna varılmalıdır. (YHGK’nın 11.2.1998, 2-40/75 sayılı kararı da bu yöndedir.) Uygulamada hesap cüzdanına ve hesap kartonuna hesabın teselsüllü olduğu yolunda kayıt yazılması yeterli görülmektedir.
Teselsüllü müşterek mevduat hesabında kural bu olmakla beraber, hesap sahiplerinin birlikte imza ile para çekebilecekleri konusunda bankaya talimat vermeleri halinde açılacak bu tür hesaba ise, Birlikte İmzalı Müşterek Hesap adı verilmektedir. Böyle bir hesap tarzında alacaklılar tasarruf yetkilerini sınırlamış olurlar. Müşterek hesap, bir tasarruf kaydını içermiyorsa ve hesap açtıranlar, hesaptaki paradan tasarruf yetkisini birlikte veya münferiden kullanılacaklarını belirtmeden hesap açtırmışlar ise, bu durumda bölünebilir hesaptan söz edilir ve somut olayın özelliklerine göre hesap sahiplerinin eşit oranda pay sahibi olduklarının kabulü gerekir (Prof.Dr. Seza Reisoğlu, Bankalar Kanunu Şerhi, Ankara, 2002, sh 384-386 ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Banka Hukukunun Esasları, İstanbul, 1988, sh.330-331; .Prof. Dr. A.S. Yüksel, Bankacılık Hukuku ve İşletmesi, İst. 1986, sh.93 vd.) Dairemizin 02.07.2007 tarih ve 2006/7566 Esas, 2007/10028 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.
Somut olayda, davacılara ait hesap üzerinde her hangi bir tasarruf kaydı iddia ve ispat edilmediğine göre davaya konu 180.000,00 DEM üzerinde asıl ve birleşen davacılar eşit oranda pay sahibidirler. Davacı Nursel tarafından asıl davada, kendi hissesine düşen miktarın şimdilik 1.000,00 TL’si, birleşen davada ise 1790.00 DEM’in tahsili talep edilmiş ve mahkemece, yukarıda yazılı olduğu şekilde asıl davada 1.000,00 TL, birleşen davada 179.000 DEM’in tahsiline karar verilmiştir.
Oysa, yukarıda açıklandığı üzere anılan hesabın müşterek hesap olduğu ve buna göre hesaptaki para üzerinde davacıların eşit miktarda hak sahibi oldukları göz önüne alındığında her bir davacı için hak sahibi oldukları miktar üzerinden ayrı ayrı alacağa hükmedilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Davacı Nursel tarafından asıl davada, kendi hissesine düşen miktarın şimdilik 10.00 TL’si, birleşen davada ise 179.000,00 DEM alacağın Alman Markı olarak tahsili talep edilmiş ve mahkemece, talep gibi hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, davacı Nursel tarafından, başlangıçta döviz cinsinden talepte bulunulabilecekken, bu tercih edilmemiş olduğundan, döviz cinsinden talepte bulunma hakkından feragat edilmiş olması nedeniyle davacı Nursel’in bir daha döviz üzerinden talepte bulunması mümkün değildir.
Bu itibarla, mahkemece, davacı Nursel’in asıl davada alacağını Türk Lirası üzerinden talep etmesi nedeniyle taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde birleşen dava yönünden yukarıda 2 nolu bentte açıklanan ilke doğrultusunda hak sahibi olduğu miktarın Türk Lirası karşılığına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde döviz cinsinden hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davalı banka ve borcu üstlenen TMSF vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) no’lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı banka ve TMSF yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen dava davacılarından alınarak asıl ve birleşen dava davalılarına verilmesine, 29/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.