Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/11965 E. 2014/19113 K. 05.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/11965
KARAR NO : 2014/19113
KARAR TARİHİ : 05.12.2014

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/04/2014
NUMARASI : 2014/28-2014/101

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/04/2014 tarih ve 2014/28-2014/101 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı Z.. K.. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, terkin edilen şirkette çalıştığını, iş mahkemesinde tazminat davası açtığını, kendilerine şirketin ihyası davası açmak üzere süre verildiğini ileri sürerek, şirketin ihyasını talep ve dava etmiştir.
Davalı Ticaret Sicil Memurluğu vekili, tasfiye dolayısıyla sorumlulukları bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Z.. K.. vekili, tasfiye işleminin usulüne uygun olarak yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket hakkında tazminat davası açtığı, ihya şartlarının oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, şirketin ihyasına, ek tasfiye memuru atanmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı Z.. K.. vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 547. maddesinde düzenlenen ek tasfiye ve şirketin yeniden tescili istemine ilişkin olup mahkemece dava basit yargılama usulüne tabi olarak görülmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun 547. maddesinde gösterilen dava çekişmesiz yargıya tabi olmayıp, 6100 Sayılı HMK’nın 316. maddesinde gösterilen basit yargılama usulüne tabi dava ve işler arasında da sayılmamıştır.
Kural olarak, hakim, davanın taraflarını kanuna uygun bir şekilde davet edip onları dinlemeden kararını veremez (HUMK m.73, HMK m.27). HMK’nın 147. maddesinde de, tarafların ön inceleme aşamasından sonra tahkikat için duruşmaya davet edileceği, gönderilecek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan hazır bulunulmaması halinde yokluklarında duruşmaya devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyeceklerinin bildirileceği düzenlenmiş, bu husus HMK’nın 186. maddesinde de aynı şekilde vurgulanmıştır. Bu kapsamda, yazılı yargılama usulüne tabi bulunan işbu dava yönünden, dava ve karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan HMK’nın 147 vd. maddeleri uyarınca ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra tahkikat duruşması için davalılara davetiye tebliğ edilmeksizin hüküm kurulmuş olması doğru olmamış, kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı tasfiye memuru vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı tasfiye memuru vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı tasfiye memuru vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı tasfiye memuruna iadesine, 05.12.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
Dava, 6102 sayılı TTK’nın 547. maddesine dayalı ve uygulamada isimlendirildiği üzere bir “ihya” davası niteliğinde olup davanın tasfiye memuruna yöneltilmiş bulunması, diğer davalının ise “yasal hasım” olması nedeniyle, aynı Kanun’un 1521. maddesi gözetildiğinde HMK’nın 316. maddesi uyarınca basit usule tabidir. Esasen, bu nitelikteki davaların, daha uzun bir sürece yayılı olan yazılı yargılama usulüne tabi olduğunu kabul etmenin yasal dayanağı bulunmadığı gibi bir ticaret şirketinde, şirket ortağı tarafından açılan bir fesih ve tasfiye davasının, TTK’nın 1521. maddesi uyarınca basit usule tabi bir dava olarak görülmesi gerekirken, eş söyleyişle, ana tasfiye davası basit usulde görülürken ek tasfiye davasının yazılı yargılama usulüne tabi bulunduğunu söylemek için maddi ve mantıki nedenler bulunmamaktadır. Bu nedenle, bu tür davalarda yazılı yargılama usulüne ilişkin usul kurallarının değil, HMK’nın 320. maddesi hükmünün uygulanması gerekli ve yeterlidir. Bu durumda, mahkemece, HMK’nın 320/1. maddesi çerçevesinde yürütülen yargılama süreci sonucunda davanın esastan kabulüne karar verilmesinde yasaya aykırılık göremediğimden Daire çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılamıyorum.