YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15012
KARAR NO : 2014/16279
KARAR TARİHİ : 23.10.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL (KAPATILAN) 47. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/09/2012
NUMARASI : 2011/387-2012/124
Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 47. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/09/2012 tarih ve 2011/387-2012/124 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21/10/2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. R. Y. ile davalı vekili Av. İ. G.dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili adına 53.000 USD’nin Y.Y.T. Bankası A.Ş. nezdinde döviz hesabı açıldığını, müvekkilinin talimatı olmaksızın paranın Y.S. O.-S. Ltd. hesabına aktarıldığını, çekilen ihtarnameye rağmen ödeme yapılmaması üzerine İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2000/1130 esas sayılı dosya ile dava açıldığını, mahkeme tarafından davanın reddine karar verildiğini, ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2003/759-2560 karar ve 20/03/2003 tarihli kararı ile onandığını, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2005/102-100 sayılı kararı ile Yurt Securty O.S. Ltd. Şti’nin paravan olduğunu ve paraların Y. Merkez Şubesi’nden bu bankaya aktarılmadığını, Y.A.Ş’nin külli halefi olan O.’ın ve I. Bank A.Ş’nin borçtan sorumlu tutulmaları gerektiği ileri sürerek 53.000 USD’nin 13/02/1999 tarihinden itibaren bankalarca mevduata uygulanan en yüksek avans faizi ile birlikte I.Bank A.Ş’den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı I. Bank A.Ş. ve kendisine ihbarda bulunan TMSF vekili, kesin hüküm ve zaman aşımı nedeniyle davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre kesin hüküm itirazına konu olan dosya ile işbu dosyanın karşılaştırılmasında, taraflarının ve konusunun aynı olduğu ve O. S. Bank hakkındaki bütün yasal yolların tüketilmediği ve bu nedenle davanın dinlenemediği gerekçesi ile reddedilmiş olmasına rağmen, davacı vekili tarafından bu gerekçeye istinaden Y. O. S. Bank aleyhine dava açıldığını yada paranın tahsili için başvurulduğuna dair herhangi bir belge ibraz edilmediği gibi açılan her iki davanın da sebep ve konusunun aynı olduğu gerekçesiyle davanın kesin hüküm nedeni ile reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının rızası hilafına vadeli hesap açmayıp, gönderilen paranın davalı banka görevlilerince off-shore hesaba virman edilmesi ve sonrasında banka görevlilerince yapılan yönlendirme ve telkinlerle davacının yapılan işleme karşı koymasının geciktirildiği ve bu suretle doğan davacı alacağının davalının verdiği garantiler ve taahhütler sonucu oluştuğu iddiasına dayalı olarak açılmıştır.Mahkemece, kesin hüküm oluşturduğu kabul edilen İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1130 esas sayılı ilamı ise davalı bankanın sorumlu olamayacağı düşüncesine varılarak davalı Y. A.Ş. hakkındaki davanın esastan reddine, davalı TMSF hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş ve verilen karar Dairemizce onanmış, davacı tarafından karar düzeltme istemi ise Dairemizce O.S. Bank hakkındaki tüm yasal yollar tüketilmediği gibi eldeki davada davalı banka hakkındaki davasının bu aşamada dinlenemeyeceği gerekçesi ile karar düzeltme istemi reddedilmiştir.
Yukarıda kısaca açıklanmaya çalışıldığı üzere, asıl davada dayanılan maddi vakıa paranın davalı uhdesinde olduğuna yönelik iken işbu davada davalının yönlendirmeleri sonucu paranın o.s. hesabına aktarıldığı iddiasına dayalı olarak açılmıştır. Kesin hükümden söz edilebilmesi için, tarafların ve müddeabihin aynı olmasının yanı sıra dava sebeplerinin de aynı olması gerekir, dava sebebinden maksadın ise hukuki sebepler değil, bilakis davanın dayanağı olan vakıalar olduğu yerleşmiş yargı kararları ve ağırlıklı doktrin görüşleriyle ortaya konulmuştur. Bu durumda, kesin hüküm bakımından davanın gerçek sebebi vakıalardır. Çünkü hakim, bu vakıalarla bağlı olduğu ve bunlar dışındaki vakıaları re’sen nazara alamadığı için (HUMK’nın 75,1 md.), birinci davada yalnız o vakıalar için inceleme yapmış ve yalnız o vakıalara dayanarak kararını vermiştir, şu halde kesin hüküm yalnızca o vakıalar bakımından oluşmuştur. Buna karşılık aynı taraflar arasında, aynı konuda açılan ikinci davanın dayandığı vakıalar, birinci davada ileri sürülen vakıalardan farklı ise,birinci dava sonucunda alınan hüküm ikinci davada kesin hüküm teşkil etmez ve ikinci dava mesmudur; çünkü iki dava arasında sebep birliği mevcut değildir. Somut olayda, ilk açılan davanın dayandığı maddi vakıa ile işbu temyize konu davanın dayanağı maddi vakıa arasında bir ayniyet bulunmadığından, mahkemece, işin esasına girilerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kesin hükmün varlığının kabulü ile davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olmuş ve kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp, davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.