Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/15237 E. 2014/18685 K. 01.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15237
KARAR NO : 2014/18685
KARAR TARİHİ : 01.12.2014

MAHKEMESİ : YOZGAT 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/07/2014
NUMARASI : 2013/461-2014/525

Taraflar arasında görülen davada Yozgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 17/07/2014 tarih ve 2013/461-2014/525 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Yimpaş grubu tarafından her istendiği an geri ödeneceği ve yatırılan paralar karşılığı yüksek faiz verileceği garantisiyle binlerce kişiden para toplandığını, bu kapsamda müvekkilinden de “.. Werwaltungs GMBH Komanditer Ortak Anasözleşmesi” başlıklı belge ve tahsilat makbuzu karşılığında para alındığını, ancak müvekkilince istenmesine rağmen alınan paranın geri ödenmediğini, .. Verwaltungs GMBH’nin .. grubunun Almanya’da kurduğu şirketlerden olduğunu, bu şirket vasıtasıyla toplanan paraların Türkiye’ye aktarıldığını, anılan şirketin herhangi bir aktifinin bulunmadığını ve iflas ettiğini, davalı D.. U..’ın yurt dışında mukim şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu ve tüzel kişiliğin bir perde olarak kullanıldığını, SPK, Bankalar Kanunu ve TTK’ya aykırı olarak müvekkilinden tahsil edilen paranın davalılarca iadesinin gerektiğini ileri sürerek, yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne, 25.564,59 Euro alacağın faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının müvekkili şirketin ortağı olmadığını, yurt dışında mukim şirkete para yatırıldığını açıkça belirtildiğini, bu durumda müvekkili şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, TTK’nın 309. maddesindeki şartlar gerçekleşmediğinden müvekkili D.. U..’ın da herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirket olan Y.. A… ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin tüzel kişiliği ayrı olup yönetim kurulu üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y.. A..’nin husumet ehliyeti bulunmadığı, davacının davalı Y.. A..’ den hisse alarak para ödediğine ilişkin iddiasının yasal delillerle ispatlayamadığı ve buna ilişkin de herhangi bir delilde sunamadığı, davacı tarafın davalı şirketin defter ve kayıtlarına dayandığı, bilirkişilerce davalı şirketin defter ve kayıtlarında incelemeye göre alınan raporda davacının davalı Y.. A…’ de herhangi bir ortaklık ve hissesinin bulunmadığı, davacının dosyaya sunduğu hisse devir ve
kabul sözleşmesininde Verwaltungs GmbH’ye ait olduğu, her ne kadar dava dilekçesinde D.. U.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan anonim şirket yönetim kurulu başkanının şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete ikrar sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye’deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye’de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, hileye ilişkin iddiaların da zamanaşımı süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, Dairemiz bozma ilamında, iddianın ileri sürülüş biçimi bakımından davanın, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası olarak nitelendirilerek, davacının yabancı uyruklu şirket ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliğinin bulunup bulunmadığının değerlendirilerek öncelikle davacı ve davalı arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı gibi bir sonuca ulaşılması halinde davalı şirket ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde gerektiğinde davalı şirket ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde kapsamlı bir bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle ele alınarak sorumluluklarının saptanması gerektiğine işaret edilmiştir.
Mahkemece de bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının iddiasını dayandırdığı “. Werwaltungs GmbH Taahhütname” başlıklı belgenin verilmesine ve şirkete ortak edilirken davalıların ne gibi bir katkıda bulunduklarının ispat edilemediği, yabancı ülkede kurulu bir şirket için davacının yabancı şirkette ortaklığının bulunup bulunmadığının dosyadaki belgelerden tespit edilemeyeceği, davacının yabancı şirkete ortak olduğu kabul edilse dahi davalı şirket ortağı olduğuna dair bir tespitte bulunulamayacağı, .. Werwaltungs GmbH’nin ikraz sözleşmeleri karşılığında alacağını Türkiye’de mukim .. Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye’de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, hileye ilişkin iddiaların ise hak düşürücü süre nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesis edilmiştir. Zira, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ile bu şirketin yöneticilerinin, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde kötüniyetli vaat ve garantilerle yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer
grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın istirdadını istemiştir. Özellikle Grubu şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine haksız fiilde bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 336/5, 321, 818 sayılı BK’nın 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle davalı D.. U..’ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye’deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değerlendirilmesi, tarafların hukuki durumunun da davacının dayandığı tüm deliller toplandıktan sonra anılan yasa hükümleri uyarınca incelenip tartışılması, davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ve davalılar ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı sonucuna ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirket veya Türk şirketlere verilmesi olgusunda davalı şirketler ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirketler ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.