YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19201
KARAR NO : 2015/4676
KARAR TARİHİ : 03.04.2015
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/06/2014 tarih ve 2014/108-2014/224 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tasfiye memuru vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin açtığı rücuen alacak davasında davalı olan… Tic. Ltd. Şti’nin dava devam ederken tasfiye edilerek sicil kaydının terkin edildiği, terkin edilen şirketin yeniden ihyası için dava açılması gerektiğinden bahisle dosyanın bozulduğunu ileri sürerek, … Tic. Ltd. Şti’nin tüzel kişiliğinin yeniden ihyasını talep ve dava etmiştir.
Davalı tasfiye memuru vekili, şirketin tasfiye işlemlerinin eksiksiz olarak yerine getirildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı kurumun tasfiye edilen şirketten ödenen işçilik haklarına ilişkin rücu davası açtığı, dava açıldıktan sonra şirketin ticaret sicilden terkin edildiği, davacının alacak iddiası ile açtığı davanın görüldüğü sırada davanın sonuçlanması beklenmeden tasfiyeye karar verilip tüzel kişiliğinin ticaret sicilden silinmesi halinde şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı tasfiye memuru vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, şirketin ihyası istemine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’nın 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda mahkemece kısa kararda ”davanın kabulüne, şirketin ihyasına, ek tasfiye için son tasfiye memurunun tasfiye memuru olarak atanmasına” karar verilmiştir. Ancak gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, “davanın kabulüne, şirketin ihyasına” şeklinde hüküm kurulmuştur. Kısa kararda tasfiye memuru atanmasına karar verilmesine rağmen gerekçeli kararda bu hükme yer verilmemiş olması karşısında, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmadığı, kısa karar ile gerekçe karar arasında çelişki yaratılmış olduğu anlaşılmakla, bu yönden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı tasfiye memuru vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı tasfiye memuru vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.