Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/20462 E. 2015/22018 K. 08.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/20462
KARAR NO : 2015/22018
KARAR TARİHİ : 08.12.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (İcra Hukuk)
DAVA TÜRÜ : Şikayet

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire’ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan ilamlı takipte borçlu vekili İcra Mahkemesi’ne başvurusunda; vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması gerektiğini, takip dayanağı ilamda vekil olmasına rağmen icra emrinin vekile tebliğ edilmediğini, takibe konu ilamın menfi tespit ilamı olması nedeniyle kesinleşmeden takibe konulamayacağını icra emri ve takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HMK’nun 73, 81, 82, 83, Avukatlık Kanunu’nun 41., Tebligat Kanunu’nun 11. maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligat zorunludur. Anılan bu düzenlemeler gereğince tebligatın vekile yapılması ile yasal süreler işlemeye başlar, yine bu tarihe göre takip kesinleştirilerek takibe devam işlemleri yapılır.
Ne var ki vekile tebliğ zorunluluğunun bulunması asile tebligat yapılması lüzumunu ortadan kaldırmaz. Şöyle ki, 2004 sayılı İcra-İflas Kanunu’nun 76. maddesinde mal beyanında bulunmamak suçu, 338. maddesinde düzenlenen hakikate muhalif beyanda bulunma suçu gibi icra-iflas suçlarında borçlunun cezalandırılabilmesi için icra emrinin borçlunun vekiline değil, kendisine tebliğ edilmiş olması gerekir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. baskı, cilt 2, sh: 1280) Cezaların şahsiliği kuralı gereğince borçlu asilin cezai yönden sorumlu tutulabilmesi için icra emrinin borçlu asile tebliği zorunludur.
Somut olayda; borçlu vekille temsil edilmiş olmasına rağmen icra emri borçlu asile tebliğ edilmiş, borçlu vekiline ise icra emri tebliğ edilmemiştir.
Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar da dikkate alınarak şikayete konu takip dosyasında borçlu asile yapılan icra emri tebliğ işleminin iptal edilmemesi doğrudur. İcra emri tebligatı vekile yapılması gerektiğinden, icra emrinin vekile tebliği suretiyle takibe devam edilmesi yönünde hüküm kurulması gerektiği düşünülerek sonuca gidilmesi gerekirken şikayetin reddine karar verilmesi doğru değildir. Ayrıca İİK 72.maddesinde yer verilen menfi tespit davasına ilişkin ilamlar kesinleşmeden icra takibine konu edilemez. Menfi tespit davası sonradan istirdada dönüşse de ilamın infazı için kesinleşmesi gerekir. Bu konudaki şikayet 7 günlük süreye tabidir.

Somut olayda anılan süre vekile yapılacak tebligat tarihinden başlayacağından bu şikayetin de süresinde yapıldığı ve kabulü gerekirken, Mahkemece bu hususa yönelik, ret kararı verilmesi de isabetsizdir.
SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK.m.297/ç) ve İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 08.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.