YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/3314
KARAR NO : 2014/10385
KARAR TARİHİ : 03.06.2014
MAHKEMESİ : KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/12/2013
NUMARASI : 2012/375-2013/336
Taraflar arasında görülen davada Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12.12.2013 tarih ve 2012/375-2013/336 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Kayseri Merkez Şubesi’nden 29.08.2007 tarihinde kiralık kasa sözleşmesi ile kasa kiraladığını ve kasaya tüm ziynet eşyalarını bıraktığını, 09.08.2011 tarihinde müvekkilinin banka görevlisi ile birlikte kasasını açmak için gittiğinde, görevli ve müvekkilinde bulunan anahtarlarla açılması sırasında kiralık kasanın kilidinin kırık ve kasanın açık olduğunun fark edildiğini, kasanın müvekkili tarafından kontrolünde 50 adet 33 gram ve üzeri özel yapım Adana burması bileziğinin, 4 adet cumhuriyet altınının, çocuklarına ait künyelerin ve sayısı verilemeyen yüzüklerin olmadığının görüldüğünü, kiralık kasanın kilidinin kırılması suretiyle hırsızlık meydana geldiğini, müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, çalınan ziynet eşyalarının hırsızlık tarihi itibariyle bilirkişi tarafından değerlerinin hesaplanarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 40.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL’de manevi tazminatın olay tarihinden tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 24.07.2013 tarihli dilekçesi ile davasında maddi tazminat miktarını 178.742,00 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili, davacının olay sırasında kiralık kasa servis yetkilisi H.. E.., kiralık kasa yöneticisi N.. A..’e ve davacının yanına gelen bir yakınına, toplam 30-35 adet bileziği olduğunu ve bunun 11 tanesinin kasada bulunduğunu beyan ettiğini, sonraki ifadelerinde miktarları değiştirdiğini, meydana gelen olay neticesinde banka personeli ve müfettişler tarafından davacının şahsiyetine yönelik hiçbir saldırıda bulunulmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı bankanın kuruluş faaliyetleri özel izne tabi olan ve özel usullerle denetlenen, yeterliliği ve uzmanlığı kabul edilmiş olan tüzel kişi tacir olduğu, kendisine özen borcu yüklenmiş olup buna uygun hareket etmesi gerektiği, bankaların kiralık kasa faaliyetlerinde ve işlemlerinde kasanın içinde bulunduğu binanın korunması ve kasadaki eşyanın muhafazası ile ilgili bütün mesleki hatalarının ağır kusuru olarak kabul edilmesi gerekeceği, meydana gelen hırsızlık olayında davacıya atfedilebilecek herhangi bir kusur olmadığı yani kusurun tamamının davalı bankada olduğu, dolayısıyla davacının uğradığı maddi zararlarının tamamından da davalı bankanın sorumlu olduğu, davacının uğradığı toplam maddi zararının 152.562,40 TL olduğu gerekçesiyle, maddi tazminat isteminin bu bedel üzerinden kabulüne ve fazlaya ilişkin istemin reddine; davacı taraf her ne kadar manevi tazminat da talep etmiş ise de, dava konusu olay nedeni ile davalı bankanın davacının kişilik haklarına saldırdığına yönelik herhangi bir eyleminin bulunduğunun yasal ve yeterli kanıtlarla ispatlanamadığı gerekçesiyle, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraflar vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, davacının davalı banka ile imzaladığı kiralık kasa sözleşmesine dayalı tazminat davasıdır. Mahkemece beyanlarına başvurulan ve olay sonrası tutulan tutanakta da ismi bulunan davalı banka çalışanlarının beyanları değerlendirilmeksizin, davacının iddia ettiği miktar kadar ziynet eşyasının bulunduğu kabul edilerek karar verilmiştir. Bahsi geçen tanık beyanları da değerlendirilerek, gerektiğinde Borçlar Kanunu’nun 42 ve 43. madde hükümleri de gözetilerek karar verilmesi gerekirken, sadece davacı beyanına göre kabul kararı verilmesi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 03.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.