YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1291
KARAR NO : 2014/7670
KARAR TARİHİ : 18.04.2014
MAHKEMESİ : BANDIRMA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/11/2007
NUMARASI : 2005/357-2007/336
Taraflar arasında görülen davada Bandırma 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 27/11/2007 tarih ve 2005/357-2007/336 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 11/04/2014 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında imzalanan 07.10.2003 tarihli taşıma sözleşmesinin V/O. bendinde ve 10.03.2005 tarihli sözleşmenin V/N bendinde “taşıyıcı sözleşmenin sona ermesini izleyen bir yıl içinde B.. A.. ile aynı sektörde faaliyet gösteren ve aynı mamulleri üreten bir firmada ücretli, bayi veya herhangi bir sıfatla çalışmayacağını veya yönetimde görev almayacağını kabul eder. Aracını yine bu tür firmaya kiralayamaz veya satamaz. Bu işleri birinci derecede kan ve sıhri hısımları adına da yapamaz. Bu maddede yer alan yükümlülüklere uymayan taşıyıcı son bir yıllık hakkedişi kadar cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt eder.” hükmüne yer verildiğini, davalının en son 15.05.2006 tarihinde müvekkiline fatura keşide edip tek taraflı olarak sözleşmeye son verdiğini, 18.05.2005 tarihinde son ödemesi yapıldıktan sonra müvekkili ile aynı işi yapan rakip firma B.-g.Gıda Tar.Ür. Paz. Ltd.Şti.ile çalışmaya başlayıp daha önce çalıştığı bölgede dağıtım işi yaparak sözleşme hükmünü ihlal ettiğini, bu durumun ibraz edilen irsaliyeli faturalar ile sabit olduğunu ileri sürerek, cezai şart olarak 27.528,92 TL’nin faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu cezai şart hükmünün hukuka aykırı ve fahiş olduğunu, tek taraflı olarak düzenlenen, sorumluluğun yalnızca taşıyıcıya yüklenerek, davacı firmanın her türlü sorumluluktan ayrık tutulmasının kabul edilemeyeceğini, cezai şartın müvekkilinin çalışma hürriyetini ve ekonomik varlığını tehlikeye sokacak nitelikte olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının davacı şirkette çalışan bir grup arkadaşıyla birlikte davacı şirket ile olan sözleşmesini feshettiği, bir süre sonra da aynı sektörde faaliyet gösteren B.-g. Gıda Ltd. Şti. için çalışmaya başladığı, sözleşmede öngörülen cezai şartın koşullarının gerçekleştiği, davacı şirketin sözleşmeye bu nitelikte bir hüküm koymasının menfaatlerini korumaya yönelik olup ticari hayatın gereği olduğu, konulan hükümle aracı- pazarlamacıların rakip firmalarla anlaşarak daha fazla kâr payı yahut benzer menfaatler karşılığında onların ürünlerini perakendeciye satıp tavsiye etmelerinin önüne geçilmek istendiği, yaptığı iş ve sözleşmenin niteliği gereği tüccar sayılabilecek davalının cezai şartın aşırılığından ve ticari özgürlüğünün kısıtlandığından bahsedemeyeceği, bir tüccar olarak basiretli davranması gerekip imzaladığı sözleşme ile üstlendiği yükümlülüklerin kapsam ve derecesini doğru taktir etmesi gerektiği, söz konusu hükmün tazminata ilişkin bir hüküm olmayıp sözleşmeye aykırı işlemden dolayı davacının zarar görmesi gerekmediği, anılan hükmün cezai şart niteliğinde olduğu ve şartın gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taşıma sözleşmesine aykırılık iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki 07.10.2003 tarihli taşıma sözleşmesinin V/O. bendinde ve 10.03.2005 tarihli sözleşmenin V/N bendinde “taşıyıcı sözleşmenin sona ermesini izleyen bir yıl içinde B.. A.. ile aynı sektörde faaliyet gösteren ve aynı mamulleri üreten bir firmada ücretli, bayi veya herhangi bir sıfatla çalışmayacağını veya yönetimde görev almayacağını kabul eder. Aracını yine bu tür firmaya kiralayamaz veya satamaz. Bu işleri birinci derecede kan ve sıhri hısımları adına da yapamaz. Bu maddede yer alan yükümlülüklere uymayan taşıyıcı son bir yıllık hakkedişi kadar cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt eder” hükmüne yer verilmiştir. Mahkemece, taraflar arasındaki cezai şart hükmünün geçerli olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyet başlığı altında düzenlenen 48. ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu ve BK’nun 19. maddesinin ilk fıkrasında, bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunacağı, 2. fıkrasında ise bu serbestinin sınırları gösterilmiş ve 20. maddede de bir akdin mevzuu gayrimümkün veya gayri mukik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır hükmü getirilmiştir.
Sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu ve cezai şartın miktarını belirlemede özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. BK’nın 19, 20, 161 maddeleri bu özgürlüğün sınırını çizmiştir. Cezai şart borçlunun iktisaden mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, taraflar arasında imzalanan sözleşmede “yer ile ilgili bir sınırlama bulunmayıp” sadece “1 yıl boyunca aynı sektörde faaliyet gösteren ve aynı mamulleri üreten bir firmada ücretli, bayi veya herhangi bir sıfatla çalışmayacağı” ifade edilerek 1yıl ve sektör olarak sınırlama getirilip yer olarak bir belirleme yapılmadığından anılan sözleşme hükmü Türkiye’nin her yeri için sınırlama getirilmesi sonucunu doğurabilecek nitelikte bulunduğundan ve bu hüküm uyarınca davalının 1 yıl süreyle Türkiye’nin hiçbir yerinde B.. A..’nin iştigal konusu ile ilgili olarak plasiyerlik yapması mümkün olamayacağından düzenlenen cezai şart hükmünün yukarıda belirtilen yasal düzenleme ve ilkelere aykırı olup geçersiz olduğu mahkemece nazara alınamadan yerinde görülmeyen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 18/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.