YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/6566
KARAR NO : 2014/12947
KARAR TARİHİ : 07.07.2014
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/11/2013
NUMARASI : 2013/92-2013/104
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/11/2013 tarih ve 2013/92-2013/104 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin “faizin haram olduğu” kavramından hareketle “kar payı” dağıtımı yaptığını ileri sürerek yurtdışında yaşayan vatandaşlardan para topladığını, toplanan paraların şirketin resmi kayıtlarına alınmadığını, aslında gizli bankacılık faaliyetinin yapıldığını, müvekkilinden parayı tevdi alan şirket kurucu ortağı ve temsilcisi İbrahim Kılıç’ın, “verdikleri parayı her zaman geri çekebileceklerini, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve K.. A..’ne ait hisse senetlerini sonradan teslim edeceklerini, paralarını geri almak istediklerinde, hisse senetlerinin şirketçe geri alınması karşılığında ödemelerin temsilcilik adresinde yapılacağını, işleyecek olan sözde kâr payının anapara üzerinden Alman Markı bazında %25 olarak belirlendiğini, dindar ve güvenilir olan Kombassan’ın en iyi yatırım olduğunu” söylediğini, müvekkilinin A. K.. isimli şahsa 50.069 DM karşılığı 25.600 Euro elden ödeme yaptığını, A. K..’ın İ.K..’a ait kartvizit üzerine kendi ismini yazarak teslim aldığını, 5656 no’lu makbuzu düzenlediğini, 22.05.2002 tarihinde müvekkilinin, şirketten, sözde hisse senetleri yenilenmesinin gerçekleşeceğini belirten ve bu sebeple de makbuzun aslını isteyen bir mektup aldığını, müvekkilinin makbuz orijinalini gönderdiği ve sözde hisse senetlerini aldığını, müvekkiline hisse başı birim fiyatı 97,79 DM ve tanesi 10 Euro’ya tekabül eden hisseler verildiğini, davalının yapmış olduğu sözleşmenin esaslı unsuru olan hisse senetlerinin şirketçe temellük edilmesi karşılığında sözde kâr payı ödemesinin veya anapara iadesinin yapılacağı en baştan beri kararlaştırıldığını, TTK md. 329 hükmü gereğince bu sözleşmenin mutlak butlanla sakat olduğu, geçerli bir hukuki sebebinin bulunmadığını, davalı şirketin bu yolla sebepsiz zenginleştiğini, davalının gerçek amacının fon (kredi) ihtiyacını karşılamak olduğunu, yasal boşluklar kullanılarak müvekkilinin dolandırıldığını, Lüksemburg şirketinin davalının çıkarlarına hizmet için kurulduğunu, yapılan işlemlerin hileli olduğunu, müvekkilinin iradesinin sakatlanarak haksız eylemin meydana geldiğini ileri sürerek 50.069,00 DM karşılığı 25.600 Euro’nun tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin pay defterine göre taraflar arasında hiç bir ilişkinin bulunmadığını, davacının parasını Lüksemburg merkezli dava dışı K.. A..’ye yatırdığını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının sunduğu Belgelerdeki imzaların yetkili kişilerce atılmadığını, hak düşürücü sürelerin tamamlandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede davacının ödediği paranın davalı şirketin uhdesine geçtiği yönünde verinin olmadığı, sunulan belgelere göre de davacının davalının değil, dava dışı K… Holding S.A.’ya ait hisse senetlerinin maliki olduğu, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere; Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi ve Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding’in aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, K.. A..’nin geçmiş yıllara ait mali tablolarında şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verildiği görülmüştür. Ayrıca davacının delili olan SPK ve Meclis Araştırma Komisyonu raporları, SPK duyuruları, K… Holdings S.A. için tayin edilen kayyumlar tarafından yazılan mektup mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere 818 sayılı BK’nun 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalının sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.
İddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davanın, davalının organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle 818 sayılı BK’nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları, kayyum mektuplarının somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmesi, davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle sonucuna göre bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07/07/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.