YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/917
KARAR NO : 2014/8693
KARAR TARİHİ : 07.05.2014
MAHKEMESİ : İZMİR FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/10/2013
NUMARASI : 2012/134-2013/121
Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31/10/2013 tarih ve 2012/134-2013/121 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin “BORAN” ibareli markayı dava dışı şirketten 20.02.2012 tarihinde devraldıklarını, markanın önceki malikinin söz konusu markayı 20.05.2010 ile 20.05.2013 tarihleri arasında kullanması konusunda davalı E.. U..’a izin verdiğini, ancak anılan markanın sözleşme ile yetkilendirilen davalı tarafından değil, onun amcası olan diğer davalı tarafından kullanıldığını, bu nedenle markayı kullanmamaları konusunda kendilerine ihtarname gönderildiğini, buna rağmen markanın kullanılmasına devam edildiğini, bu durumun markaya tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek, 5.000 TL maddi, 25.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 31.10.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 9.186 TL’ye yükseltmiştir.
Davalılar davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından devralınan “Boran” markasının davalı T.. U.. tarafından emlak işleri alanında kullanıldığı, ancak bu konuda kendisine verilen bir yetkinin bulunmadığı, diğer davalı E.. U.. söz konusu markayı kullanma hususunda önceki malik ile sözleşme imzalamış ise de bu hakkı devir yetkisinin sözleşmede öngörülmediği, dolayısıyla markanın ancak davalı E.. U.. tarafından kullanılabileceği, markayı izinsiz kullanan davalı Turgay’ın ve markayı devir hakkı olmadığı halde diğer davalıya devreden davalı E.. davacılara karşı tazminat sorumluluklarının bulunduğu, emsal lisans sözleşmeleri dikkate alınarak bilirkişi tarafından yoksun kalınan kazancın tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıların tecavüzlerinin önlenmesine, 9.186 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, 556 sayılı KHK’nın 61/d maddesi uyarınca, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakların üçüncü kişilere devrinin de marka hakkına tecavüz oluşturmasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, markaya tecavüz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacıların, dava konusu markayı dava dışı şirketten devraldıkları, markanın önceki malikinin bu markanın belirli bir adreste kullanılması hakkını davalı E.. U..’a devrettiği, anılan davalının da yetkisi bulunmamasına rağmen söz konusu markanın kullanım hakkını diğer davalıya bıraktığı, davalıların eylemlerinin davacının marka tescilinden doğan haklarına tecavüz teşkil ettiği dosya kapsamı ile sabit bulunmaktadır. Davalıların bu eylemleri nedeniyle karşılamak durumunda oldukları zarar, davacının gerçek zararı olup, bu zararın ne şekilde hesaplanacağı 556 sayılı KHK’nın 66. maddesinde gösterilmiştir. Davacı taraf, anılan KHK’nın 66/c. maddesi uyarınca zararının hesaplanmasını talep etmiş ve dosyaya bir adet lisans sözleşmesi sunmuştur. Bu sözleşme esas alınarak düzenlenen bilirkişi raporu hükme dayanak yapılmış ise de, söz konusu rapor denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Zira, bilirkişi raporuna esas alınan sözleşme beş yıllık olup bu sözleşmede 5.000 USD+KDV giriş bedeli belirlenmiştir. Bilirkişi heyetince de, davalıların bu miktarda tazminatla sorumlu oldukları yönünde görüş bildirilmiştir. Oysa, davalılar tecavüz teşkil eden eylemlerinin tespit olunduğu tarih ile davanın açıldığı tarih arasındaki süreye ilişkin olarak tazminat ödemekle yükümlüdürler. Öte yandan, 556 sayılı KHK’nin 66/c ve son fıkrası uyarınca lisans bedeli belirlenir iken markanın ekonomik değeri ve tecavüz edildiği andaki geçerlilik süresi, tecavüz süresi sırasında markaya ilişkin lisansların sayısı, çeşidi gibi etkenler göz önünde bulundurulacağı gibi bunun yanında mütecaviz işletmenin kapasitesi, ekonomik değerleri, iştigal alanı gibi etkenler de dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir lisans bedelinin belirlenmesi gerekir. Hükme esas tutulan bilirkişi raporunda bu yönde de bir değerlendirme bulunmamaktadır. Bu itibarla, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde belirlenecek bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davalılara iadesine, 07.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.