Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2021/2856 E. 2023/3486 K. 28.09.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/2856
KARAR NO : 2023/3486
KARAR TARİHİ : 28.09.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/258 E., 2016/79 K.
SUÇLAR : 2863 sayılı Kanun’a aykırılık, imar kirliliğine neden olma
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama-bozma

Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 23.12.2014 tarih, 2014/3651 Esas, 2014/2314 nolu iddianamesi ile sanık hakkında, imar kirliliğine neden olma suçundan cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış olup, Bodrum 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/659 Esasına kaydedilmiştir.

2. Bodrum 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 05.05.2015 tarih, 2014/659 Esas, 2015/277 Karar sayılı kararı ile dosyanın Bodrum 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/258 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

3. Bodrum 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.01.2016 tarihli ve 2015/258 Esas, 2016/79 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı, imar kirliliğine neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 184 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca, 6000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir.

4. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 08.03.2021 tarihli ve 2016/210195 sayılı, onama ve bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan vekilinin temyiz isteği;
1.Beraat kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna,

2.Dava konusu yerin sit alanında kaldığının bilinmediğine dair kolluk tutanağının gerçeği yansıtmadığına,

3.Sanığın cezalandırılması gerektiğine,

4.Diğer temyiz sebeplerine,İlişkindir.

B. Sanık müdafiinin temyiz isteği;
1. Sanığın imar yoğunluğunu artıracak eylemi olmadığına,

2. Sanık hakkında 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrasının uygulanmamasının Yasaya aykırı olduğuna,

3. Diğer temyiz sebeplerine,

İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü
1. “Suça konu taşınmazın 3. derece Arkeolojik Sit alanında kaldığı ve bilirkişi raporuna göre sanığın faaliyetinin fiziki ve inşai müdahale sayılacağı sabit ise de; 2863 sayılı Yasanın 65/b maddesinin yürürlükten kaldırıldığı, 08/10/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6498 sayılı Yasa ile 2863 sayılı Yasanın 65. maddesinin yeniden düzenlendiği, buna göre suçun oluşabilmesi için tescil edilen sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile koruma alanlarının aynı yasanın 7. maddesine göre taşınmaz maliklerine 7201 sayılı Yasa uyarınca tebliğ edilmesi gerektiği, 08/10/2013 tarihinden önce tebligata ilişkin bir zorunluluk bulunmadığı, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunmadığı, malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak ise tescil kararının mahalinde mutat vasıtalarla ilan edilmesi gerektiği ancak kolluk tarafından yapılan araştırmada çevre sakinleri tarafından taşınmazın bulunduğu yerin sit alanında olduğunun bilinmediği tespiti karşısında sanığın üzerine atılı 2863 sayılı Yasanın 65. maddesi gereğince suçun yasal unsurlarının oluşmaması ile birlikte sanığın taşınmazın bulunduğu yerin sit alanı içerisinde bulunduğunu bildiğine dair her türlü şüpheden uzak, inandırıcı ve kesin nitelikte delil elde edilemediğinden “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi de gözetilerek sanığın delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiş, TCK’nın 184/3 maddesine göre özel imar rejimine tabi yerlerde de TCK 184/1 maddesinde öngörülen suçun oluşacağı hüküm altına alındığından sanığın imar kirliliğine neden olmak suçundan TCK 184/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanığın eylemine uyan TCK’nın 184/1 maddesi gereğince cezalandırılması yoluna gidilir iken alt sınırdan uzaklaşmayı gerektiren bir neden görülmemiş, sanığın sabıkasız geçmişi ve yargılama sürecinde gözlemlenen kişilik özelliklerine göre TCK’nın 62. maddesi uyarınca cezasından indirim yapılmış, sanığa verilen kısa süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilmiştir. Sanığa atılı suç yönünde TCK 184/5 maddesi gereğince özel olarak eski hale getirme halinde davanın düşeceği veya cezanın kesinleşmiş olması halinde cezanın infaz edilmeyeceğinin belirtilmesi karşısında ve sanık tarafından aykrılıkların eski hale getirilmediği anlaşıldığından, CMK 231/5 maddesinde belirtilen HAGB hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.” denilmektedir.

2. Sanık savunmasında; “Bu konu ile ilgili olarak soruşturma aşamasında ifade vermiştim. O ifademi aynen tekrar ederim. Ben daha öncesinde mevcut olan balkonu cam ile kapattım. Bunun suç olduğunu bilmiyordum Suç işleme kastım yoktu. Balkon cam ile kapattığım şekilde durmaktadır. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Beratimi talep ediyorum.” demiştir.

3.Mahkemece mahallinde 16.11.2015 tarihinde keşif icra edilmiş olup, keşif neticesinde alınan inşaat yüksek mühendisi ve arkeolog bilirkişi ortak raporunda; dava konusu yerin III. derece arkeolojik sit alanı içerisinde kaldığı, mevcut binaya dahil edilmiş olan duvar ve cam doğrama, sıva ve boya imalatları bitirilerek kullanılmakta olan alan olduğu, dava konusu evin projesinin olmadığı, iddianameye konu imalatın mevcut zemin katın teras beton zeminine oturan 2 çelik ayak üzerine tertiplenmiş etrafı duvar, üzeri döşeme tertiplenmiş, pencere, sıva ve boyası yapılmış ve daireye katılmış kapalı alan haline getirilmiş imalat olduğu, sit alanında zarar meydana gelmediği, bina kapsamında olduğu, sit alanına izinsiz inşai müdahale niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.

IV. GEREKÇE
A. Sanığın 2863 sayılı Kanuna aykırılık Suçundan Beraatine İlişkin Hükme Yönelik Katılan Vekilinin Temyiz İsteği Açısından;
1. 2863 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete’de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun’un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun’un amacına da ters düşeceği;

Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;

Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ – yayım – internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh – ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;

Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun’un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;

Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamında dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının Bodrum Belediye Başkanlığında ilan edildiğine ilişkin ilan tutanağının bulunduğu göz önüne alındığında, sanığın dava konusu yerin sit alanında kaldığını bildiğinin kabulü gerekeceği dosya kapsamında, sanığın III. derece arkeolojik sit alanında mevcut binadaki balkonu tuğla ile örerek, yanlarını ve üstünü kapatmak suretiyle kapatarak mevcut odaya dahil ettiği, camlarının takılı, boyasının ve sıvasını yapılı olduğu, mahkemece icra edilen keşif neticesinde alınan bilirkişi raporu ile de eylemin sit alanına izinsiz inşai müdahale niteliğinde olduğunun tespit edildiği anlaşılmakla, sanığın 2863 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, beraatine dair hüküm tesisi, hukuka aykırı bulunmuştur.

2. “03.02.2014” olan suç tarihinin, gerekçeli karar başlığında yanlış gösterilmesi, mahallinde düzeltilebilir nitelikte olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.

B. Sanığın İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Mahkumiyetine İlişkin Hükme Yönelik Sanık Müdafinin Temyiz İsteği Açısından;
Hükümden sonra 18.05.2018 tarih ve 30425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7143 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanununa eklenen geçici 16 ncı maddesi ile imar barışına yönelik yapılan düzenleme karşısında, sanığın hukuki durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde (A ve B) bentlerinde açıklanan nedenlerle Bodrum 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.01.2016 tarihli ve 2015/258 Esas, 2016/79 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.09.2023 tarihinde karar verildi.