YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/15990
KARAR NO : 2010/11874
KARAR TARİHİ : 22.09.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı, davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat … ile davacı vekili avukat …’nun gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 1990 yılında kendisinin parasını, davalının da bilgi becerisi ile emeğini koyduğu bir adi ortaklık oluşturduklarını, yazılı sözleşme olmadığı için karın yarı yarıya paylaşılması gerektiğini, adi ortaklığın işlerini davalının yürüttüğünü, bu ortaklık için davalıya 438.564 dolar verdiğini, davalının sermayeden 117.00 doları kendisine iade ettiğini, davalının ortalık süresince ortaklık adına çeşitli gayrimenkuller aldığını kendisine bilgi vermeyen davalının taşınmazların bir kısmını kendisi ve eşi adına tescil ettirdiğini, bir kısım taşınmazların ise kendisine devredildiğini, davalı ve eşi adına tescil edilen taşınmazların değerinin daha fazla olduğunu, kendisine kar payıda ödenmediğini ileri sürerek hissesine isabet eden kar payından şimdilik 600.000.000 TL.nin tahsiline, adi ortaklığın tasfiyesi ile davalı tarafından elde tutulan sermayeden fazlası saklı kalmak üzere 3.000 doların tahsilini istemiş, 19.9.2005 tarihli ıslah dilekçesi ile de, kendisine iade edilen 117.000 doların sermaye iadesi değil kar payı olduğunu belirterek, kar payından 600.000.000 TL ile davalı elinde bulunan sermayeden 438.564 doların tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacı ile adi ortaklık oluşturmadıklarını, zamanaşımı süresinin dolduğunu, limited şirketin kurulmaması nedeniyle böyle bir ilişkinin kurulduğunu, davacı ile olan ortaklığın 15.8.1999 tarihinde tasfiyesine başlandığını ve 9.1.2002 tarihinde bazı taşınmazların davacı adına tescil edilmek suretiyle tamamlandığını, ortaklığın tasfiye edilmiş olduğunu, asıl davacının borçlu olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
2009/15990-2010/11874
Mahkemece, alınan bilirkişi kurulu raporu benimsenmek suretiyle, davalı adına kayıtlı bulunan 852 ada 65 parselin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, sermaye kaybından doğan 323.077.02 TL.nin davalıdan tahsiline, 220.266.22 TL. Kar payının da yarı yarıya davacı ve davalı arasında paylaştırılmasına, adi ortaklığın bu şekilde tasfiyesine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Tarafların iddia ve savunmalarından ve dosya kapsamından, davacının para, davalının ise emek ve mesaisini koyduğu bir adi ortaklık oluşturulduğu, adi ortaklığın konusunun taşınmaz alım satımı olduğu ve davalının yönetici ortak konumunda bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacının davadaki talepleri incelendiğinde adi ortaklığın fesih ve tasfiyesininde istenildiğinin kabulü zorunludur. Hal böyle olunca, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesinin de BK. 538.maddesi uyarınca yapılması gerekir. Anılan yasa hükmünde belirtildiği üzere; tasfiye bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan dolayı tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaştırılması, yada satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde tasfiyeye ilişkin hüküm bulunması halinde tasfiyenin sözleşme hükmüne göre yapılması asıldır. Böyle bir hüküm bulunmaması halinde ise, tasfiyenin bu defa BK. 539.maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gerekir. Tasfiye için öncelikle yönetici ortaktan hesap istenmesi, tayin edilecek süre içinde hesap listesi vermekten kaçındığı kabul edilerek tasfiyenin buna göre yapılması gerekir. Öte yandan adi ortaklığı düzenleyen yasa hükümleri uyarınca tasfiyenin karar tarihine en yakın tarih itibariyle yapılmasının gerekli olduğuda gözden uzak tutulmamalıdır. Her ne kadar mahkemece bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmişse de, bilirkişi raporunun BK.nun konuya ilişkin hüküm ve düzenlemelerine aykırı olmaması nedeniyle itibar edilmesi olanaklı değildir.
O halde tüm bu nedenlerle; adi ortaklığın tasfiyesi için, öncelikle kurulduğu tarihten bu yana ortaklığın harcamalarıyla ilgili tüm belgelerin ibrazı sağlanmalı, taraflar arasında aksi bir kararlaştırma olmadığından ortaklık süresince alınan bütün taşınmazlarda tarafların eşit pay sahibi oldukları benimsenmeli, yönetici ortak olan davalıdan yapılan tüm … ve harcamalara ilişkin hesap listesi istenmeli, hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçındığı kabul edilmeli, hesap listesinin verilmesi ve ancak hesap listesinin üzerinde uyuşmazlık çıkması halinde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan sorulmalı, taraflar arasında tasfiye konusunda anlaşma olmaz ise, ortaklığa ait tüm gelir gider hesabı çıkarıldıktan, ortaklığın aktif ve pasifi kesin olarak belirlendikten sonra konusunda uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla verilen hesap listesinin sunulan belgeler ile yapılan harcamalarla uyumlu olup olmadığı belirlenerek denetim sağlanmalıdır. Öte yandan ortaklık tarafından satın alınmasına rağmen daha sonra dava dışı şahıslara
2009/15990-2010/11874
satılan iki taşınmazın satış tarihlerindeki gerçek değerleri ve ortaklık tarafından satın alınan ve ancak davalı ile davalının dava dışı eşi adına kayıt edilen taşınmazlar ile davacı adına kayıt edilen taşınmazların karar tarihine en yakın bir tarihteki gerçek değerleri konusunda uzman bilirkişi tarafından tesbit edilmeli, ortaklığın varsa üçüncü kişi veya kurumlara olan borçları ortaklığını yukarıda açıklanan şekilde bulunarak aktifinden mahsup edilmeli, ortakların her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yapmış oldukları masraflar iade edilmeli ve ayrıca davalı tarafından davacıya iade edilen 117.000 Amerikan dolarının da mahsubu yapılmalı ve daha sonra ortaklara paylaştırılması gereken miktar belirlenmeli, tasfiye yapılırken davacı tarafından verilen sermayeye faiz işletilmeyeceği ve sermayenin iadesinin söz konusu olamayacağı da benimsenerek tasfiye bu şekilde gerçekleştirilmelidir. Mahkemece değinilen bu yönler gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan kararın taraflar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bent uyarınca tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının karşılıklı alınarak birbirlerine ödenmesine, peşin alınan 8.675.00 TL. temyiz harcının istek halinde hem davacıya hemde davalıya iadesine, 22.9.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.