Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/10761 E. 2011/16936 K. 21.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10761
KARAR NO : 2011/16936
KARAR TARİHİ : 21.11.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)

Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, dava dışı … ile davalı arasında taşınmaz satış sözleşmesi yapıldığını, kendisinin bu sözleşmeden doğan tüm hak ve yetkileri devraldığını, sözleşmeye göre belirlenen 16 aylık teslim süresi içinde taşınmazın teslim edilmediğini, 20. ay 15 günlük bir gecikme ile 09.06.2009 tarihinde teslim edildiğini, geç teslim edilmesi nedeniyle aylık 400 TL kira gelirinden mahrum kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla mahrum kalınan 500 TL kira bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, sözleşmede konutların teslimi için kesin bir vade belirlenmediğini ve geç teslim nedeniyle kira kaybı bedeli ödeneceğine dair bir düzenleme olmadığını, Ayrıca geç teslim nedeniyle taksit ödemelerinin teslim sonrasına ertelendiğini belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece Davalı idareden taşınmaz alan dava dışı … taşınmazın 04.03.2009 tarihinde teslim edildiğini, davacının ise bu teslimat tarihinden sonra 06.05.2009 tarihinde … ‘den devralması nedeniyle geç teslimden kaynaklanan bir kira kaybı bedelinin oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacağın temliki sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Genel olarak borç ilişkisi
2011/10761-16936
kimler arasında meydana gelmişse, alacaklılık ve borçluluk sıfatları da bu kişilere ait olup, bunun doğal sonucu olarak, borçlu kime karşı ifa yükümü altına girmişse, alacak hakkı da o kişiye aittir. Bununla beraber, alacaklının alacağının üçüncü bir kişiye devretmesi mümkün olup, alacağın temliki, alacağı devreden alacaklı ile devralan kişi (yeni alacaklı) arasında yapılacak yazılı bir sözleşme ile meydana gelir. Alacağın temlikinde alacaklı, halen sahip olduğu bir hakkını devredebileceği gibi, henüz mevcut olmayan, müstakbel bir alacağını da devredebilir. Temlik edenin, temlik anında sahip olduğu bir hakkını devrettiği durumlarda, yapılan bu tasarruf işlemi ile alacaklı, malvarlığının aktifindeki mevcut haklarda, başkası lehine bir azalmayı kabul etmektedir. Böylece, temlik akdi yapılır yapılmaz alacak, alacağa bağlı olan bütün imtiyazlar ve fer’i haklarla beraber devralana geçmektedir. (Borçlar Kanununun 168. maddesi) Bu nedenle gerek işleyip de eski alacaklı tarafından tahsil edilmemiş, gerekse işlemekte olan tüm fer’i hak ve alacaklar yeni alacaklıya ait olmaktadır. Nitekim, temlik eden kişinin, temlikle birlikte borçlu ile hukuki ilişkisi kesildiğinden, alacağın tahsilinin dava ve talep hakkının da, onun maliki durumuna geçmiş olan, temellük edene geçmesi, alacağın temlikinin doğal bir sonucudur. Kural olarak alacağın temlikinde borçlunun hukuki durumunda herhangi bir değişiklik olmamakta, sadece muhatap olacağı kişi (alacaklı) değişmektedir. Borçlar Kanununun 167/1. maddesinde de, borçlunun temlik edene karşı haiz olduğu def’ileri, temellük edene karşı da ileri sürebileceği belirtilmekle alacağın, temlik sırasındaki durumu ile yeni alacaklıya geçeceği ifade edilmektedir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; Davacı ile dava dışı … arasında imzalanmış olan, davalının vekili olarak hareket eden dava dışı … Bankasının da onay verdiği 06.05.2009 tarihli “Devir Protokolü” başlıklı sözleşmenin ilk pragrafında, “… , TOKİ idaresiyle akdeylediği 25.5.2006 tarihli Gayrimenkul Satış Sözleşmesinden doğan her türlü haklarını ve bu sözleşmeye göre bu protokol tarihine kadar yaptığı ödemeler tutarını devir alan …’a temlik etmiştir.” Hükmü mevcut olup, alacağın temliki, borcun nakli niteliğinde olan böyle bir sözleşme ile, dava dışı önceki malik, temlik tarihi itibariyle her türlü hak ve alacaklarını davacıya devretmiş olduğundan, devredilen hak ve alacaklar içinde, temlik tarihi itibariyle devredenin borçluya karşı sahip olduğu, geç teslim nedeniyle kira kaybından doğan alacaklarının da bulunduğu tartışmasızdır. Temlik edenin, daha önce borçluya karşı kira kaybına ilişkin herhangi bir tazminat talebinde bulunmamış olması da, bu konuda açık bir
feragat söz konusu olmadığından sonuca etkili değildir. Zira kira kaybından doğan tazminat talebi, temlik tarihi itibariyle sona ermeyip, hukuken varlığını devam ettirmektedir. Davacı, önceki malikin bu konudaki alacağını, alacağın temliki hükümlerine göre temellük etmiş olduğundan, devir işleminin, satılanın önceki malike teslim edilmesinden sonra yapılmış olması, dolayısıyla yeni malik davacının, devirden itibaren satılanı zilyetliğinde bulundurmuş olması da, mahkemenin kabulünün aksine sonucu değiştirmeyecektir. Az yukarda da açıklandığı üzere, söz konusu “alacağın temliki” sözleşmesi ile, gerek işleyip de eski alacaklı tarafından tahsil edilmemiş, gerekse işlemekte olan tüm fer’i hak ve alacaklar, alacağı temellük eden davacıya geçmektedir. Sonuç olarak davacının, dava dışı … ile imzalamış olduğu 06.05.2009 tarihli “Devir Protokolü” ve bu protokolün ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilen, davalı ile dava dışı … arasında imzalanmış olan 25.05.2006 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesi gereğince, alacağın temliki hükümlerine göre, taşınmazın geç tesliminden kaynaklanan kira bedeli alacağı yönünden davalı satıcıya karşı dava ve talep hakkı mevcut olup, mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, aksinin kabulü ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 21.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.