YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3305
KARAR NO : 2007/4066
KARAR TARİHİ : 12.04.2007
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.05.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 27.11.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili ve davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı Hazine davalıya ait 501 parsel sayılı taşınmazın 876.67m2 lik kısmının idarece tesbit edilen kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını ileri sürerek bu kısma ilişkin tapu kaydının iptalini istemiştir.
Davalı davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece yapılan keşif ve bilirkişiler tarafından düzenlenen raporlar gözetilmek suretiyle istem hüküm altına alınmış, davalı dava açılmasına neden olmadığından yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmış, yararına da avukatlık ücreti takdir edilmemiştir.
Hükmü davacı ve davalı temyiz etmiştir.
1-Uyuşmazlık Türk Medeni Kanunun 715 ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa dayanılarak açılan tapu iptali istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın bu niteliğine göre önemli olan kıyı-kenar çizgisinin yöntemince saptanmasıdır.
Az yukarıda söylendiği üzere kıyıların niteliği Türk Medeni Kanunun 715.maddesinde gösterilmiş, 13.03.1972 tarih 7/4 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararında kıyıların menfaati umuma ait yerlerden olduğu, 28.11.1997 tarih ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu Kararında da ilke olarak mülkiyet hukuku Yönünden kıyı-kenar çizgisinin belirlenme görevinin Adli yargı yerine ait bulunduğu, ancak 3621 sayılı Yasanın 5 ve 9.maddeleri hükmünce idarenin belirlediği ve idari yargı yerine başvurulmaması yüzünden yargı yolunun kapanmış olması nedeniyle kesinleşmiş kıyı-kenar çizgisi bulunursa adli yargı yerinde saptamanın buna uygun yapılacağı kabul edilmiştir.
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun başka emsalleri varsa da 26.06.2003 tarih ve 2003/14-97 Esas ve 2003/110 karar sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Bütün bunlardan mülkiyet hukukundan kaynaklanan tüm uyuşmazlıkları çözmekle Adli Yargı yerinin görevli olduğu, 3621 sayılı Yasanın kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesinde ve uygulanmasında ortaya çıkacak çekişmelerde Adli Yargı görevini kısıtlayacak bir hüküm içermediği sonucu çıkmaktadır. O halde mahkemece kıyı-kenar çizgisinin az yukarıda sözü edilen 13.3.1972 tarih 7/4 sayılı ve 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları doğrultusunda saptanmasını benimseyen uygulaması yasalara aykırı değildir. Ne varki; bilirkişilerce kıyı kenar çizgisinin saptanması bakımından yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyleki;
Yukarıdan beri söylendiği üzere somut olayda idari merci olan Valilik taşınmazın bulunduğu mahalde 3621 sayılı kanunun 5 ve 9.maddelerine dayanarak kıyı kenar çizgisini belirlemiş ve bu 01.06.2005 tarihinde kesinleşmiştir. Bu belirlemenin 28.11.1997 günlü İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilen ilkeye göre ilgililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmediği dosya kapsamından anlaşıldığından, Adli Yargı yerini bağlamaz. Ancak orta yerde idarenin bir saptaması ve bu konuda kurulan komisyonun çalışmaları ve ortaya çıkardıkları bilimsel değerleri vardır.
Bu değerleri yok saymak ta olmaz. Bu nedenle mahkemece, aralarında bu konuda uzman ziraat, harita mühendisi ve jeolog veya jeomorfologların bulunduğu yeni bir bilirkişi heyeti oluşturmak suretiyle, bölgeye ait memleket ve askeri harita, … fotoğrafları, Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünce kıyı kenar çizgisi saptaması ile ilgili tüm evrak, belge ve haritalar mahalline uygulatılmalı, gerekir ise çeşitli katmanlardan alınacak toprak numunelerinde nitelik araştırması yaptırılmalı ve tüm bu çalışmalar sonucu tespit edilen kıyı kenar çizgisi idarenin belirlediği kıyı kenar çizgisi ile farklılık oluşur ise bunun nedenleri bilimsel değerlere dayalı gerekçeleri ile bilirkişilere açıklattırılmalı, mevcut ve belirlenen kıyı kenar-kenar çizgisi fen krokisinde gösterilmeli keşfi izlemeye uygun fen krokisi almak suretiyle, toplanan tüm bu delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilmelidir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Davacı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince;
HUMK.nun 417. maddesi hükmünce kural olarak yargılama masraflarından aleyhine hüküm verilen taraf sorumlu tutulur. Şayet davada her iki taraf kısmen haklı çıkmışsa mahkeme her birinin sorumlu olduğu yargılama giderini takdir eder.
Bir tarafın yargılama giderinden sorumlu tutulmaması için yasadaki ayrık hükümlerden biri de HUMK.nun 94. maddesidir. Anılan hükme göre davalı hal ve vaziyeti ile aleyhine dava açılmasına neden olmamış ve ilk yargılama celsesine katılarak davacının iddiasını kabul etmiş ise, ona yargılama gideri yükletilmesi gerekmez. Bu hükmün uygulanabilmesi için yasanın aradığı iki koşul bir arada bulunmalıdır.
Somut olayda ise, davalı yargılamanın ilk celsesine katılarak davacının iddiasını kabul etmediği gibi hal ve vaziyeti ile aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş kişide değildir. O yüzden mahkemece davalının yargılama giderleri ve içinde sayılan avukatlık ücreti ile sorumlu tutulması yerine yasa hükmüne uygun düşmeyen bazı nedenlerle yazılı şekilde hüküm kurulması da kabul şekline göre bozma nedenidir.
Karar bu nedenle de davacı yararına bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı, 2.bent uyarınca da davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 12.04.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.