YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1398
KARAR NO : 2010/2311
KARAR TARİHİ : 03.03.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 04.06.2004 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil veya irtifak hakkının tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 31.07.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, asliye hukuk mahkemesinin 2001/145 sayılı esasında kayıtlı davada 13 parsel sayılı taşınmaza elatmalarının önlenmesinin istendiğini, ancak elatmaya konu yere yapılan binaların iyiniyetle yapıldığını, yargılama aşamasında da temliken tescil davası açılması için kendilerine önel verildiğini ileri sürerek davalılara ait 13 parsel sayılı taşınmazda iyiniyetle yaptıkları binaların bulunduğu yerin tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini, bu istemleri kabul edilmediği takdirde irtifak hakkı tesisini talep etmişlerdir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlar, mahkemece temliken tescile konu zemin bedelinin ödenmesi için davacıya kesin süre verildiği halde bedelin ödenmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacılar temyiz etmişlerdir.
Dava, Türk Medeni Kanununun 725. maddesi uyarınca temliken tescil, bu istem kabul edilmediği takdirde irtifak hakkı tesisi isteğine ilişkindir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanunu m. 684/1 ve 718/2 hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup anılan hüküm;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1-Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2-Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
3-Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren onbeş gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini, zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan
sübjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (Sübjektif koşul)
4-Bu tür davalarda üzerinde önemle durulması gereken diğer bir koşul da halin icabından taşkın inşaatın yıkılması gerekip gerekmediğinin saptanmasıdır. Uygulama ve doktrinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen bu şarttan inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının mukayese edilmesi anlaşılmalıdır. Değer kaybı, sadece taşılan arazinin değerinden ibaret değildir. Bu değerin içinde arazi sahibinin taşılan kısım dışında kalan arazisinin uğrayacağı değer kaybı da vardır. Arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybı uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle Türk Medeni Kanununun 4., Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde en uygun şekilde tespit ve takdir edilmeli, önceden ödenen bedel var ise mahsup edilmek suretiyle arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
5-Aranacak diğer bir koşulda taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşturacak şekilde veya ait olduğu taşınmazla birleştirilerek ifrazen tescilinin mümkün olması koşuludur.
Somut olayda; davacılar 13 parsel sayılı taşınmazdaki yapıları iyiniyetle yaptıklarını, yapıların bulunduğu yere karşılık bir başka taşınmaz verdiklerini, buna ilişkin 02.04.1984 tarihli köy senedi düzenlendiğini, ayrıca 28.06.2000 tarihli gayrimenkul ve zilyetlik devir senetlerinin bulunduğunu, tüm bu belgelerin de iyiniyetin kanıtı olduğunu ileri sürerek temliken tescil istemişlerdir. Mahkemece taşınmaz başında keşif yapılmış, tanıklar dinlenmiş ve zemin bedelinin depo edilmesi için davacılara kesin süre verilmiş, bedelin depo edilmemesi üzerine de dava reddedilmiştir. Burada kesin sürenin amaç ve fonksiyonlarına kısaca değinmekte yarar vardır.
Bilindiği gibi süreler, kanun tarafından tespit edildiği gibi (kanuni süreler) hakim tarafından da tayin edilir.(HUMK m.159) Kanuni süreler, (örneğin cevap süresi, temyiz süresi gibi) kesindir ve hakim tarafından bu süreler kısaltılıp uzatılamaz. Ancak, hakimin tayin ettiği süreler kesin değildir. Yargılama hukukunda egemen olan ilkelerden usul ekonomisi ilkesi gereğince, hakim bir davayı, makul süre içinde ve en az giderle sonuçlandırmak zorunda olduğundan bazen taraflara yapacakları işlemlerin mahiyeti gereği kesin süre verebilir. (HUMK m.163/3)
Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem
bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Eldeki davada taraflar istemlerinin dayanağı olarak iki senet göstermişler, bu senetler nedeniyle iyiniyetli olduklarını ve zemin bedelinin de ödendiğini ileri sürmüşlerdir. Yukarıda kısaca ilkelerine değinilen temliken tescil davalarında tüm koşulların oluşması ve bu aşamadan sonra daha önce ödenmemiş ise zemin bedelinin depo ettirilmesi gerekir. Mahkemece keşif yapılıp tanıklar dinlendikten sonra bilirkişi raporunda belirlenen zemin bedelinin depo ettirilmesi istenmiştir. Bedelin depo ettirilmesi için kesin süre verildiği tarihte davacıların dayandığı belgeler incelenmediği gibi bedelin ödenip ödenmediği de araştırılmamıştır. Diğer bir anlatımla, temliken tescil davasının koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda tam bir araştırma ve inceleme yapılmadan kesin süre verilmiştir. Verilen bu süre değinildiği gibi kesin sürenin amacı ile bağdaşmamaktadır.
Mahkemece davacıların dayandığı tüm belgeler incelenerek elatmanın önlenmesi davası dosyası da getirtilerek araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre depo kararı verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı ve amacı ile bağdaşmayacak şekilde verilen kesin süre nedeniyle davanın reddi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 03.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.