YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5240
KARAR NO : 2011/6664
KARAR TARİHİ : 23.05.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 03.11.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen 03.11.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise temlik işlemine konu bağımsız bölüm bedelinin tahsili istemlerine ilişkindir.
Davalılardan yüklenici … mirasçısı…, adi yazılı sözleşmenin hüküm ve sonuç meydana getirmeyeceğini, açılan davanın reddini savunmuş, diğer davalı arsa sahibi köy tüzel kişiliği ise yüklenicinin edimini yerine getirdiğini, dava konusu bağımsız bölümün de yükleniciye bırakılan yerler içinde olduğunu, bu yerin davacıya satıldığını ve onun tarafından kullanıldığını bildirmiştir.
Mahkemece, dava konusu 466 sayılı parsel üzerine yapılan G Bloktaki binanın zemin kat 1 numaralı olanı yükleniciye değil, arsa sahibine kalan yerlerden olduğundan ve köyün muhtarının beyanı bağlayıcı sayılamayacağından bahisle ilk kademedeki istek reddedilmiş, taleple bağlı kalınarak 30.000,00 TL’nin davalı yüklenici … mirasçılarından tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davacı ile davalı yüklenici mirasçıları temyiz etmiştir.
1-Gerçekten, davalılar arasında düzenlenen 06.06.1990 ve 21.08.1990 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri adi yazılı olarak düzenlenmiştir. Eser sözleşmeleri kural olarak hiçbir şekle bağlı değil ise de eser sözleşmesinin bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi karma sözleşme tipleri arasındadır. Zira, bu tür sözleşmede yüklenicinin borcu inşaatı meydana getirerek teslim etmek ve arsa sahibinin borcu da bedel olarak arsa payının mülkiyetini yükleniciye geçirmektir. Bu özelliği itibariyle sözleşmede mülkiyetin nakil borcu da yer aldığından arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin noterde düzenleme şeklinde yapılması gerekir. Ne var ki, somut uyuşmazlıkta yüklenici borcunu ifa ile sonlandırmış, adi yazılı sözleşmelerde bahsi geçen bir kısım paylar da yükleniciye arsa sahibi köy tüzel kişiliği tarafından tapuda devredilmiştir. Mevcut devirler sebebiyle davalılar arasındaki adi yazılı 06.06.1990 ve 21.08.1990 tarihli sözleşmelerin bu aşamada geçersizliğini ileri sürmek iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz. Kısaca, 06.06.1990 ve 21.08.1990 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri hüküm ve sonuç meydana getirir.
Diğer taraftan, davanın tarafları arasında eserin meydana getirildiği ve arsa sahibi olan köy tüzel kişiliğine teslim edildiği çekişme konusu değildir. Başka bir ifade ile sözleşme ifa ile sonlandırılmıştır. Borcunu yerine getiren yüklenici Borçlar Kanununun 364. maddesi gereğince eser bedelini (yapıdaki bir kısım arsa payını) doğrudan arsa sahibinden isteyebileceği gibi hak kazandığı arsa payının devrini Borçlar Kanununu 162. maddesi uyarınca ve yazılı olmak koşulu ile üçüncü bir kişiye de temlik edebilir. Bir tanımlama yapmak gerekirse, alacağın temliki borçlunun (arsa sahibinin) rızasını gerektirmeyen ve yazılı olarak yapılması zorunlu (BK. m.163) bir işlemdir. Yapılan bu temlik sonucu alacağa hak kazanan (davacı üçüncü kişi) taraf arsa sahibini (davalı köy tüzel kişiliğini) ifaya zorlayabilir. Eldeki davada dayanılan 07.09.1991 tarihli adi yazılı sözleşme bir temlik sözleşmesi olduğundan davacı sonuçlarından yararlanabilir.
Burada belirtilmesi gereken diğer bir husus da arsa sahibi olan davalı köy tüzel kişiliğinin hukuki durumu ve köy muhtarının beyanının eldeki davayı etkileyip etkilemeyeceği sorunudur. Duraksamadan vurgulamak gerekir ki 442 sayılı Köy Kanununun 37/7. maddesi gereğince köyü ilgilendiren davalarda davacı ve davalı olarak mahkemelerde bulunmak, gerekirse de vekil tayin etmek görev ve yetkisi köy muhtarına aittir. Bir davada taraf olan köy tüzel kişiliği muhtar tarafından temsil edilmekte ise kuşkusuz usuli işlemleri yapmak bu arada dava ile ilgili beyanda bulunmak görevi de köy muhtarına ait olur. Mahkemenin köy muhtarının kabul beyanının köyü bağlamayacağına dair görüşü açıklanan nedenle doğru değildir. Köy muhtarının köyü bağlamayacak feragat ve kabul beyanları daha çok çekişme konusu taşınmazın mera, yaylak ve kışlak gibi kamu malı niteliğinde olması hallerinde geçerlidir.
Gerçekten, gerek 06.06.990 ve gerekse 21.08.1990 tarihli sözleşmelerde dükkanlar dışında paylaşmanın nasıl yapılacağına ilişkin açık ve düzenleyici bir hüküm bulunmamaktadır. Her ne kadar, vaziyet planında G Bloktaki zemin 1 numaralı bağımsız bölüm köye bırakılan yer olarak işaretlenmiş ise de vaziyet planı sözleşmelerin eki olmadığı gibi bu planlarda tarafların imzaları da bulunmadığından davanın taraflarını bağlamaz.
Yapılan bütün bu saptamalar ve özellikle davalı köy muhtarının 08.10.2009 tarihli celsedeki kabul beyanı da dikkate alınmak suretiyle davacının tescil istemi hakkında bir hüküm kurulması gerekirken mülkiyet aktarımına ilişkin ilk kademedeki istemin yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
2-Yukarıdaki bozma nedenine göre davalı yüklenici mirasçılarının temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 2. bent uyarınca davalı yüklenici mirasçılarının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harçların iadesine, 23.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.