YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9510
KARAR NO : 2012/12228
KARAR TARİHİ : 30.10.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 27.07.2010 gününde verilen dilekçe ile borçlu olmadığının tespiti ve ipoteğin fekki istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08.04.2011 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 10.04.2012 günü müraafa icrasından sonra dosyada görülen eksiklik nedeniyle evrak mahalline iade edilmiştir. Anılan eksikliğin giderilmesinden sonra dosya tekrar Dairemize gönderilmiş olmakla içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı; dava dışı kardeşi …’a 10.08.1990 tarihli vekaletname verdiğini, vekili …’in bu vekaletnameyi kötüye kullanarak ve yetkisi olmadığı halde, … 2. Noterliğinin 28.06.2007 tarihli vekaletname ile dava dışı …’a “… Yapı Mlz. Ltd. Şti.’nin borçlarının teminatı olarak” kendisine ait 203 parsel numaralı taşınmazda 12 no’lu bağımsız bölümü üzerine davalı şirket lehine konulan 03.07.2007 tarihli 225.000,00 TL bedelli ipoteğin fekkini, Şişli 6. İcra Müdürlüğünün 2009/958 sayılı takip dosyasından borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Yargılama sırasında ıslah ile taşınmazın ihale ile 143.000,00 TL satılması nedeniyle ihale bedeli 143.000 TL’nin istirdatı talebinde bulunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile Şişli 6. İcra Müdürlüğünün 2009/958 sayılı takip dosyasında davacının borçlu olmadığının tespitine, 12 no’lu bağımsız bölüm üzerindeki ipoteğin fekkine ve Çatalca İcra Müdürlüğünün 2009/772 Talimat sayılı dosyasında tahsil edilen 143.000,00 TL’nin davacı tarafa istirdatına karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etti.
İpotek kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmaz değerinden alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan sınırlı bir ayni haktır. İpotek tesisi için rehin edilecek taşınmaz maliki ile alacaklı arasında bir anlaşmanın (rehin sözleşmesi) bulunması ve rehin sözleşmesinin Türk Medeni Kanununun 856. maddesi gereğince tapu siciline tescil edilmesi gerekir.
Alacak sona erdiği halde alacaklı terkin taahhüdüne rağmen terkin talebinde bulunmazsa taşınmaz maliki rehnin fekkini (kaldırılmasını) dava yolu ile isteyebilir. Kuşkusuz kurulan ipoteğin temelini ipotek akit tablosu teşkil eder. 03.07.2007 günlü ipotek akit tablosunun incelenmesinden davacının maliki olduğu 203 parselde 12 no’lu bağımsız bölüm üzerindeki ipoteğin, … Yapı Mlz. Ltd. Şti’nin borçlarının teminatı olarak davalı şirket lehine ipotek tesis edildiği, resmi senette dava dışı …’ın davacıya vekaleten hareket ettiği görülmektedir. Gerek 10.08.1990. gerekse 28.06.2007 tarihli vekaletnamelerden ise, davacı tarafından dava konusu taşınmaz üzerine ipotek tesis etmeye, vekili olan … ile ikinci vekil …’ın yetkili kılındığı anlaşılmıştır.
Borçlar Kanununun temsil ve vekalet ilişkisini düzenleyen hükümleri uyarınca vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak benimsenmiş ve Yasanın 390. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekaletini iyiniyetle ifa ile mükellef olduğu hükme bağlanmıştır. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve gerçek iradesine uygun hareket etmek, onu zararlandırıcı her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Türk Medeni Kanununun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen bütün özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yapılan sözleşme vekil edeni bağlar ve geçerlidir. Bu gibi durumlarda vekil vekalet görevini kötüye kullanmış olsa dahi bu sorun vekil ile vekalet eden arasında nihayet bir iç sorun olarak kalır.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya durumun özelliği icabı bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yazılı dürüst davranma kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
İpoteğin dayanağı 10.08.1990 ve 28.06.2007 tarihli vekaletnamelerde, vekil … ve vekil …’a ipotek tesisi hususunda verilen yetki geçerli ve yeterlidir. Davacı, vekili …’in kötüniyetini de ispat edememiştir. Kaldı ki, davalı şirketin (üçüncü kişinin) vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde olduğu iddia dahi edilmemiştir. Bu nedenlerle, ipoteğin kaldırılması isteminin reddi gerekir. Ne var ki, söz konusu ipotek 14.02.2011 tarihinde terkin edildiğinden bu istem konusuz kalmıştır.
Mahkemece, belirtilen hususlar gözetilerek, istirdat isteminin reddi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; menfi tespit istemi, davacı tarafça istirdata çevrilmesine rağmen, davacının menfi tespit istemi hakkında da hüküm tesisi ve ayrıca ihale sonucu icra dosyasında davalı şirkete ödeme yapılan miktarın istirdadı gerekirken, bu miktarın üzerinde 143.000,00 TL’nin istirdadına karar verilmesi de doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 30.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.