YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8470
KARAR NO : 2013/10258
KARAR TARİHİ : 05.07.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalılar aleyhine 17.04.2012 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukukuna dayalı tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.03.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, komşuluk hukukuna dayalı tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı, 220 ada 9 parseldeki iki katlı binasını kiraya vermek suretiyle kullandığını, anılan taşınmazın bitişiğindeki 220 ada 10 parsel sayılı taşınmazın ise davalıya ait olduğunu, davalının taşınmazı üzerine gerekli önlemleri almaksızın beş katlı bina inşaatına başladığını ve yapılan temel kazısı sırasında davacının taşınmazı üzerindeki iki katlı binanın bitişik duvarının kısmen yıkıldığını ve kiremit çatısının çökmesine sebebiyet verildiğini, bu sebeple binanın güven içinde oturabilir olmaktan çıktığını, kiraya verilme imkanının kalmadığını, bu sebeple binanın eski hale getirilmesi için gerekli giderler ile yoksun kalınan kira gelirleri için 50.000,00 TL maddi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, binanın tehlike arz etmesi nedeniyle, zarar ve tehlikenin daha fazla büyümemesi için inşaatı yapan şirketin vekaletsiz iş görme hükümleri ve komşuluk hükümleri gereği davacıya ait binanın hasarlı kısımlarının davadan önce eskisinden daha sağlam hale getirilerek tamir edildiğini, davacının daha sonra dava açmasında hukuki yararı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 12.02.2012 havale tarihli bilirkişi raporuna göre, davacının binasının eski hale getirildiği ancak sıva çatlaklarının kazınıp boyanması ile
taban şapının kırılarak yeniden yapılması için 1.000,00 TL bedelin gerektiği, davacının bu miktar kadar zarara uğradığı gerekçesi ile davanın 1.000,00 TL kısmı yönünden kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir.
2- TMK m. 683 deki “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.
Komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi, eski hale getirilmesi ve tazminat davalarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, elatmanın önlenmesi davasına etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Davalının hiçbir kusuru olmasa dahi, elatmanın önlenmesine, eski hale getirme ve tazminata hükmedilebilir.
TMK’nın 738. maddesiyle, 737. maddeye benzer daha özel bir düzenleme getirilmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre “Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır. Komşuluk hukuku kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara ilişkin hükümler uygulanır.”
Bir kimsenin kendi taşınmazında yaptığı hafriyat veya inşaat nedeniyle komşusunun taşınmazına bir zarar vermiş veya onu zarara maruz bırakmışsa, bu zararın hoşgörü sınırlarını aşıp aşmadığını aramaya gerek yoktur. Küçük bir zarar doğmuş olsa dahi, gerekli önlemlerin alınmasına karar verilmelidir. Bu özellik TMK’nun 737. maddesi ile 738. maddesi arasındaki önemli farklardan biridir. Öteki önemli fark ise; genellikle TMK’nun 737. maddesine göre zarar meydana geldikten sonra dava açılır. Bu madde uyarınca zarar tehlikesi nedeniyle çok istisnai durumlarda dava açılırken, TMK’nun 738. maddesine dayanılarak açılan davaların çoğunluğu zarar tehlikesinin ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Aksi halde, telafisi mümkün olmayan zararların
doğmasına sebebiyet verilmiş olur. Mahkemece böyle durumlarda men ve yasaklama yönünde hüküm kurulabilir.
Somut olaya gelince, davalının taşınmazında temel hafriyat kazısı sırasında davacı taşınmazına zarar verdiği, ne var ki davalı tarafından bu zararın giderilmesi için bir kısım tamiratın yaptırıldığı ve taşınmazın büyük oranda onarıldığı anlaşılmaktadır. Buna karşılık mahkemece yaptırılan keşif sonucu bilirkişi kurulunca düzenlenen 12.02.2012 havale tarihli raporda davalının harfiyat çalışması ve inşaatı nedeniyle davacı taşınmazında hangi zararların oluştuğu, zararın maliyeti ve davalı tarafça davacının binasındaki hangi zararın ne zaman ve ne şekilde giderildiği, açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu durumda, değinilen hususlara ilişkin bilirkişiden ek rapor alınıp, dava tarihi itibariyle davalının eldeki davanın açılmasına sebebiyet verip vermediği belirlenerek bir sonuca gidilmesi gerekirken, değinilen hususlar gözardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1). bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine; (2). bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırına iadesine, 05.07.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.