Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/18308 E. 2013/3144 K. 20.02.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18308
KARAR NO : 2013/3144
KARAR TARİHİ : 20.02.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Bucak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 16/11/2007 tarih, 2007/2651 soruşturma, 2007/557 iddianame numarası ile …ve… oğlu, …doğumlu, Antalya Merkez … köyü nüfusuna kayıtlı … hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan , yine sanıklar …, ve …, oğlu 1986 doğumlu … Altınhisar nüfusuna kayıtlı … ve … hakkında hakaret suçundan açılan kamu davalarına ilişkin hüküm kurulmadığı anlaşılmakla, zamanaşımı süresi içinde hüküm kurulabileceği mümkün görülmüştür.
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan,söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma,suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265.maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin
önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla,cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeğe elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCY’nın 43/2.maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Somut olayda; sanıkların araç içinde yüksek sesle müzik dinledikleri sırada görevli müşteki polis memurlarınca uyarıldıkları, şöför olan sanık …’ın alkollü olması nedeni ile karakola davet edildildiğinde müştekileri tehdit edip saldırdıkları, sanıklar … ve …’ın ayrıca polis otosunun nezaret bölümünün koruluklarına vurmak suretiyle zarar verdikleri iddia edilen olayda,
A-Sanıklar … ve … hakkında kurulan hükümlere yönelik incelemede,
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun birden fazla kişiyle işlenmesi karşısında sanıklar hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın 5237 sayılı TCK’nın 265/3.maddesi ile arttırılmaması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 tarih, 2009/9-259 esas, 2010/47 sayılı kararına göre, görevi yaptırmamak için direnme suçunun sanıklar tarafından birden fazla memura karşı cebir ve şiddet göstererek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan sanıklan hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın 5237 sayılı TCK’nın 43/2.maddesi ile arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini, dosya içerisindeki adli sicil kaydına göre tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık … hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6.maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
B-Sanıklar … ve … hakkında kurulan hükümlere yönelik incelemede;
1-Sanık … hakkında kurulan hükümlerle ilgili olarak, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/06/2008 gün ve 2008/9-148-169 sayılı kararında da açıklandığı üzere, başka yer cezaevinde başka suçtan tutuklu bulunan sanığın, istinabe yoluyla dinlenmesi sırasında “duruşmadan vareste tutulmak istemiyorum, savunmamı ve ek savunmamı Bucak’ta mahkeme huzurunda yapmak istiyorum” şeklindeki beyanı karşısında, mahkemesince savunması alınmadan yargılamaya devamla sanığın yokluğunda hüküm kurularak CMK’nın 196.maddesine muhalefet edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
2-Sanık … hakkında kurulan hükümle ilgili olarak, Bucak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15/11/2007 tarihli tutanağında, …ve… oğlu, …doğumlu, Antalya Merkez … köyü nüfusuna kayıtlı … yerine sehven …ve … oğlu …doğumlu …
Altınhisar nüfusuna kayıtlı … hakkında kamu davası açıldığı belirtilerek, 16/11/2007 tarih, 2007/2651 soruşturma, 2007/557 iddianame numarası ile …ve… oğlu, …doğumlu, Antalya Merkez … köyü nüfusuna kayıtlı … hakkında yeni bir iddianame düzenlenerek dava açıldığının ve bu davanın incelemeye konu mahkeme dosyası ile birleştirildiğinin anlaşılması karşısında, sanık …ve … oğlu …doğumlu … nüfusuna kayıtlı … ‘ün atılı suçu işlemediğinin sabit olmasına karşın hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafii ve sanık …’ün temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.