YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/13398
KARAR NO : 2014/2133
KARAR TARİHİ : 06.02.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, tehdit, hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatı konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Katılan … ile bir süre arkadaşlık eden sanığın, katılanın kendisinden ayrılması üzerine, 31.03.2010 günü katılan …’i telefonla arayarak “Arkadaşlığımızı bitiremezsin, ya benimle olacaksın ya da sana ve ailene zarar vereceğim, senin ölümün benim elimden olacak” diyerek tehdit ettiği, 02.04.2010 günü de katılanın evinin önüne gittiği, katılan …’in babası olan diğer katılan …’ın sanığa kızını neden rahatsız ettiğini sorunca, sanığın katılan …’ın yakasından tutarak “Ananı avratını sinkaf edeyim.” diye hakaret ettikten sonra kaçtığı, aynı günün akşamında katılanların evinin camlarına taş atmak suretiyle camın kırılmasına neden olduğu şeklindeki olayda;
İstinabe yoluyla 26.11.2010 tarihinde ifadesi alınan ve farklı yargı çevresinde başka suçtan hükümlü olan sanığın, yasal haklarının hatırlatılmış olması, savunmasını yapacağını beyan ederek savunmasını yapmış olması, esas mahkeme huzurunda ifade vermek istediğine ilişkin bir talebinin olmaması; vareste tutulmak istemediğini, ayrıntılı şekilde mahkemesinde ifade vermek istediğini beyan ettiği 14.01.2011 tarihli duruşmanın ise, sanığın iddia makamının mütalaasına karşı diyeceklerinin tespiti amacıyla gerçekleştirilmiş olması ve mütalaada ek savunma verilmesini gerektiren bir talebin bulunmaması nedeniyle, savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilemeyeceğinden, bu gerekçeyle bozma isteyen tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
1- Hakaret ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Hakaret ve mala zarar verme suçlarının cezasının seçimlik olarak hapis ya da adlî para cezası olarak öngörülmesi karşısında, tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/4. maddesi gereğince, bu suçlardan hapis cezasına hükmedilip ayrıca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
2- Tehdit suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Mükerrir olan sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 58/7. maddesi gereğince cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanacağının belirtilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümde 58. maddenin uygulanmasına ilişkin kısmın sonuna gelmek üzere “cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 06.02.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.