Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2010/5002 E. 2011/1152 K. 10.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5002
KARAR NO : 2011/1152
KARAR TARİHİ : 10.03.2011

MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 101 ada 51 parsel sayılı 447,91 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … …; 139 ada 127 parsel sayılı 1540,86 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise tapu kaydına dayanılarak eşit paylarla davalılar … ve … … adlarına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ….., yasal süresi içinde, taşınmazların babasından intikal ettiği iddiası ile dava açmış; yargılama sırasında tapu kaydına da dayanmıştır. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacı tarafın dayandığı tapu kayıtlarının taşınmazları kapsamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki;
1- Dava konusu 101 ada 51 parsel sayılı taşınmaz kadastro sırasında belgesiz olarak davalı adına tespit edilmiştir. Yargılama sırasında her iki taraf da taşınmazın miras bırakanları adına tapuda kayıtlı olduğunu iddia etmişlerdir. Davacı tarafın dayanağını oluşturan 25.01.1963 tarih ve 111 sıra nolu tapu kaydının taşınmaza uymadığı, mahkemece yapılan keşifle belirlenmiştir. Her ne kadar keşifte yerel bilirkişi davalı tarafın dayanağını oluşturan Şubat 1291 tarih ve 44 sıra nolu tapu kaydının taşınmaza uyduğunu belirtmiş ise de, yine aynı keşifte dinlenen yerel bilirkişi, tutanak bilirkişileri ve tanıklar, taşınmazın, davacı tarafın miras bırakanı …..’nın zilyetliğinde iken vefatı ile mirasçılarına intikal ettiğini ve davalının zilyetliğinin bulunmadığını belirtmişlerdir. Bu durumda davalı tapu kaydının kapsamının ve hukuki değerini koruyup korumadığının kesin olarak belirlenmesi zorunludur. Mahkemece, özellikle davalı dayanağını oluşturan tapu kaydının kapsamı konusunda yapılan inceleme ve araştırma yeterli değildir. Hal böyle olunca doğru sonuca varılabilmesi için öncelikle davalı tarafından bildirilen tapu kaydı ile tesisinden itibaren tüm tedavülleri, komşu parsellere ait kadastro tutanak örnekleri ve dayanakları belgeler getirtilerek, dosya tamamlandıktan sonra taşınmazlar başında, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi ve taraf tanıkları huzuruyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında dinlenecek yerel bilirkişiler aracılığı ile davalı tarafça sunulan tapu kaydı zemine uygulanmalı, sınırları tek tek okunup, bilirkişilerce göstertilmeli, yerel bilirkişilerce bilinmeyen sınırlar ile ilgili olarak davalı tarafa tanık dinletme olanağı sunulmalı, tanık ve bilirkişilerin sözlerinin denetlenmesi bakımından komşu parsellerin tutanak ve dayanaklarından yararlanılmalı, taraflar arasında akdi ya da irsi ilişki bulunup bulunmadığı konusunda yerel bilirkişi ve tanıklardan bilgi alınmalı, kaydın kapsamı kesin olarak belirlenmelidir. Çekişmeli taşınmazı kapsadığının anlaşılması halinde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13/B-c maddesine göre tapu kaydının hukuki değerini koruyup korumadığı değerlendirilmeli ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle 101 ada 51 sayılı parsel hakkında oluşturulan hükmün BOZULMASINA,
2- Dava konusu 139 ada 127 parsel sayılı taşınmazla ilgili hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; taşınmaz, kadastro sırasında Şubat 1288 tarih ve 127 nolu tapu kaydının tedavül kayıtları olan 24.11.1969 tarih ve 17 sıra nolu ve 25.05.1971 tarih ve 31 sıra nolu tapu kayıtlarına dayanılarak davalılar adına tespit edilmiştir. Yargılama sırasında davacı taraf da taşınmazın tapuda miras bırakanı adına kayıtlı olduğunu iddia etmiştir. Taşınmazın başında yapılan keşif sırasında tapu kayıtları zemine uygulanmaya çalışılmış ise de, her iki tapu kaydının da sınırları yerel bilirkişilerce gösterilememiş ve taşınmaza uyup uymadıkları tespit edilememiştir. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi, tutanak bilirkişileri ve tanık anlatımlarında taşınmazın davacı tarafın miras bırakanı…..’nın zilyetliğinde iken vefatı ile mirasçılarına intikal ettiği ve davalının taşınmazda zilyetliğinin bulunmadığı belirtilmiştir. Hal böyle olunca, taşınmazın tarafların dayandığı tapu kayıtlarının kapsamında kalıp kalmadığının her iki kaydın kapsamında kalması halinde hangi kayda değer verileceğinin, kayıtların hukuki değerini koruyup, korumadığının sağlıklı biçimde belirlenmesi zorunludur. Doğru sonuca varılabilmesi için öncelikle her iki tarafın dayanağı olan tapu kayıtları ve tesislerinden itibaren tüm tedavülleri ile komşu parsellere ait kadastro tutanak örnekleri ve dayanak belgeleri getirtilerek, dosya tamamlandıktan sonra, taşınmazlar başında yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi ve taraf tanıkları huzuruyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında dinlenecek yerel bilirkişiler aracılığı ile taraf tapu kayıtları tek tek sınırları okunmak suretiyle zemine uygulanmalı ve okunan sınırlar yerel bilirkişilerce göstertilmeli, yerel bilirkişilerce bilinmeyen sınırlar ile ilgili olarak taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri komşu parsellerin tutanakları ve dayanakları ile denetlenmeli, kayıt malikleri ile taraflar arasında akdi ya da irsi ilişki bulunup bulunmadığı konusunda yerel bilirkişi ve tanıklardan bilgi alınmalı, çekişmeli taşınmazın her iki tapu kaydının kapsamında kalması halinde hangisine değer verileceği mahkemece tartışılmalı, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13/B-c maddesine göre kayıtların hukuki değerlerini koruyup korumadığı değerlendirilmeli; taşınmazın her iki kaydın da kapsamı dışında kalması halinde zilyetlik şartlarının hangi taraf lehine gerçekleştiği araştırılmak suretiyle, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 10.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.