YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1295
KARAR NO : 2012/3337
KARAR TARİHİ : 10.04.2012
MAHKEMESİ : ANTALYA 4. İCRA MAHKEMESİ
Ticareti terk hükümlerine muhalefet etmek suçundan sanıklar … ve …’in İİK’nun 337/a maddesi gereğince 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde sanıklardan … tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istemli tebliğnamesiyle dosya, Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2012 tarih ve 2011/505, 509, 513, 21.02.2012 tarih ve 2011/506, 510, 511 ve 621 esas sayılı dosyalarında, ticaret şirketlerinin müdür ve yetkililerinin ticareti terk suçunu işlemelerinin mümkün olduğu yönünde oyçokluğuyla verilen karar doğrultusunda uygulama yapılması Dairemizce de uygun bulunmuş olmakla; ticaret şirket yetkilisi olan sanığa isnat edilen suçun oluşabilmesi için tacirin fiili olarak ticareti terk etmesi ve bu durumu on beş günlük süre içerisinde kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirmemesi ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini içeren bir mal beyannamesi vermemesi gerekmektedir.
Sanıkların üzerine atılı ticareti terk suçunun özelliği dikkate alındığında, bu suçtan dolayı yapılan yargılamada duruşma davetiyesinin sanıkların terk ettiği bildirilen adresine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğinin usulüne uygun olduğundan söz edilemeyeceği, zira terk edilen adrese bu şekilde yapılan tebligatın zaten sanıkların eline geçmeyeceğinin şikayetçi ve hatta mahkeme tarafından da öngörülmekte olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun benzer bir olay nedeniyle verdiği 18.3.2008 tarih ve 2008/7-56 sayılı kararında da savunma hakkının öneminin vurgulandığı, Anayasanın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkı gözönünde bulundurularak, ticareti terk suçlarında duruşma davetiyesinin ya da mahkeme kararının Tebligat Kanununun 35. maddesine göre terk ettiği ileri sürülen adrese yapılan tebligatın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracağı, hal böyle olunca, tespit edilecek adresine usulüne uygun olarak (Tebligat Kanununun 35. maddesi dışında) duruşma davetiyesinin tebliğini müteakip yargılamaya devam edilmesinin gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizdir. Temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle hükmün istem gibi BOZULMASINA, iki sanığın da borçlu şirketin yetkilileri olmaları nedeniyle haklarında açılan bu davada birlikte yargılandıkları dikkate alındığında bozma kararının CMK’nun 306. maddesi uyarınca kararı temyiz etmeyen diğer sanık …’e de sirayet ettirilmesine, 10.04.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.