YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/3130
KARAR NO : 2009/853
KARAR TARİHİ : 23.02.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün, süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin eski eşi ve desteği …’nin içinde bulunduğu … plakalı araç ile dava dışı … Plakalı aracın, karıştığı trafik kazasında, müvekkilinin desteği …’nin vefat ettiğini, olayda, … Plakalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunu belirterek, davacı için, 7.000.00 YTL destekten yoksun kalma tazminatının, kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı ile müteveffa kazadan önce boşanmış olduklarından, davacıya destek olmasının hukuken mümkün olmadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 2918 Sayılı KTK.’nun 109. maddesi ve … Yönetmeliğine göre, iki yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra davanın açıldığı, zamanaşımı def’inin süresinde olduğu, suç tarihi itibariyle ceza zamanaşımının da dolduğu gerekçesiyle, davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Zamanaşımı def’i, alacaklının alacağını borçlunun rızasına aykırı olarak dava yoluyla isteyebilme hakkını kaldıran kişisel bir savunma sebebidir. İtirazlardan farklı olarak, diğer savunma sebeplerinde olduğu gibi, mahkemece kendiliğinden gözetilemez. Zamanaşımı def’i, HUMK.’nun 187. maddesinde düzenlenen ilk itirazlar arasında sayılmadığından, yasal cevap süresi içinde beyan edilmesine lüzum yoktur. Ancak, cevap süresi içinde söz konusu edilmeyen zamanaşımının sonradan ileri sürülmesi halinde, davacı taraf savunmanın genişletilmesine muvafakat etmediği taktirde zamanaşımı def’i incelenemez.
Somut olayda, dava dilekçesi davalıya 30.01.2008 tarihinde tebliğ edilmiş, zamanaşımı def’i 10 günlük cevap süresi geçtikten sonra 18.02.2008 tarihinde ileri sürülmüştür. Davalı vekilinin zamanaşımı def’i, davacı vekiline 03.04.2008 tarihli celsede tebliğ edilmiş, davacı vekili aynı celsede, zamanaşımı def’inin süresinde olmadığını ve savunmanın genişletilmesine muvafakat etmediklerini bildirerek derhal karşı çıkmıştır. Ne varki; iki kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanması ile sonuçlanan trafik kazası 07.10.2001 tarihinde meydana gelmiş, davanın açıldığı 14.01.2008 tarihine kadar, 2918 Sayılı KTK.’nun 109/1-2. ve 765 Sayılı TCK.’nun 455/son ve 102/3. maddeleri uyarınca, zamanaşımı süresi de dolmamıştır. Nitekim, YHGK’nun 10.10.2001 gün 2001/19-652 Esas, 2001/705 Karar sayılı kararında, ceza zamanaşımının uygulanacağı benimsenmiştir.
Bu durumda mahkemece, işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle,davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 23.2.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.