Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/4098 E. 2012/6451 K. 21.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4098
KARAR NO : 2012/6451
KARAR TARİHİ : 21.05.2012

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı (üçüncü kişi) vekili, Malatya 7.İcra Müdürlüğü’nün 2011/902 sayılı Takip dosyasında yapılan 10.02.2011 günlü hacze konu menkullerin davacı üçüncü kişiye ait olduğunu, bunların fatura karşılığında 31.01.2011’de borçludan satın alındığını, 03.02.2011 tarihinde de iş yerini kendisi adına açtığını, borçlunun kötü niyetli olarak mal beyanı dilekçesinde sattığı malları gösterdiğini belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, borçlunun iş yerini borcun doğumundan sonra alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı olarak üçüncü kişiye devrettiğini, öte yandan haczin mal beyanı dilekçesinde gösterilen yerde yapıldığını belirterek davanın reddine ve tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (borçlu), davetiye tebliğine rağmen duruşmalara katılmadığı gibi cevap da vermemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre: “dava konusu haczin, icra takibine konu senet üzerinde gösterilen yerde yapıldığı, iş yerinin üçüncü kişi tarafından borçludan devralındığı, ancak buna ilişkin İİK’nnu 44. maddesindeki gereklerin yerine getirildiğinin iddia ve ispat edilemediği, BK’nun 179.maddesi
gereğince devralının da işletmenin borçlarından sorumlu olduğu“ gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, aynı gün iki farklı yerde yapılan hacze karşı üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir.
1.Takip adresinde yapılan ilk hacizle ilgili hükme yönelik temyiz incelemesinde;
2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4949 sayılı Yasanın 101. maddesiyle değişik 363. maddesi hükmüne göre; Yasa’nın yürürlüğe girdiği 30.7.2003 tarihinden sonra icra mahkemelerince verilecek kararların temyiz edilebilmesi için, temyize konu dava değerinin 2.000.000.000.- TL’sını geçmesi gerekir.
İİK’na 4949 sayılı Yasa’nın 102. maddesiyle eklenen Ek 1. madde uyarınca parasal sınır, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerlendirme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların (on milyon TL) 10,00.-TL ‘sını aşmayan kısımları dikkate alınmaz.
2010 yılında bu parasal sınır 4.110,00.-TL olarak uygulanmıştır. Öte yandan 12.11.2010 gün ve 27757 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen Maliye Bakanlığı’na ait 401 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde, 2010 yılı için belirlenen yeniden değerlendirme oranı % 7,7 olarak öngörülmüştür. Buna göre, 2011 yılında icra mahkemelerince istihkak davaları sonucunda verilecek kararların temyiz edilebilmesi için, temyize konu dava değerinin.4.420,00.-TL’sını geçmesi gerekir
İstihkak davalarında dava değeri alacak miktarı ile hacizli malın değerinden hangisi az ise ona göre belirlenir.
Buna göre somut olayda, temyiz konusu dava değeri mahcuzların değeri olan 2.300,00.-TL’sıdır.
Bu durumda ilk hacze yönelik hüküm kesin nitelik taşıdığından temyiz dilekçesinin İİK’nun 363, 365/3, Ek 1. maddeleri uyarınca REDDİ gerekmiştir.
2… adresinde yapılan ikinci hacizle ilgili hükme yönelik temyiz incelemesine gelince;
Davacı üçüncü kişi, borçluya ait iş yerini satın aldığını, ancak borçlunun buradaki eşyaları mal beyanında gösterdiğini, kaldı ki ödeme emrini de icra dairesinde alarak takibi kesinleştirdiğini, tüm bunların haczin yapılmasını sağlamaya yönelik kötü niyetli davranışlar olduğunu ileri sürmektedir.
Borçlar Kanunu’nun 179. maddesinde: “Bir mameleki veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kimse, bunu alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği tarihten itibaren onlara karşı mamelekin veya işletmenin borçlarından mesul olur; şu kadar ki, iki yıl müddetle evvelki borçlu dahi yenisiyle birlikte müteselsilen mesul kalır; bu müddet muaccel borçlar için ihbar veya ilan tarihinden ve daha sonra muaccel olacak borçlar için de muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlar…” düzenlemesi yer almaktadır.
Davacının borçluya ait iş yerini içindeki eşyalarla birlikte satın aldığı, buna yönelik fatura da düzenlendiği yönünde açık kabulü bulunmaktadır. Bu nedenle Mahkemenin, borcun doğumundan sonra yapılan iş yeri devri ile ilgili İİK’nun 44. maddesindeki gereklerin yerine getirildiğinin iddia ve ispat edilememesi karşısında, BK’nun 179. maddesi gereğince devralanın da iki yıl süre ile sorumlu olacağı yönündeki kabulü ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki hacizden doğan istihkak davalarında geçerli bir haczin, dolayısıyla geçerli bir icra takibinin bulunması dava şartıdır. Ortada gerçek ve geçerli bir borç olmadığı icra takibinin haczin yapılmasını sağlamak için danışıklı olarak başlatıldığı yönünde kuvvetli deliller varsa Mahkeme’nin bu hususu re’sen ele alıp araştırması gerekir.
Somut olaya baktığımızda takibin bir bonodan kaynaklandığı, senet üzerinde haciz adresinin gösterildiği, vade tarihinin 30.01.2010 ve 25.01.2011 olmakla birlikte, takibin iş yeri devrinin yapıldığı 30.01.2011’den sonra 09.02.2011’de başlatıldığı anlaşılmaktadır.
Bu koşullarda öncelikle alacaklı ve borçlunun ticari kayıtları üzerinden yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile aralarında borç miktarını karşılayacak bir ticari ilişki ya da alışverişin olup olmadığına, bononun ticari kayıtlarda yer alıp almadığına bakılmalı, sonucuna göre takibin danışıklı olup olmadığı saptanmalıdır.
Belirtilen tüm bu hususlar dikkate alınmadan eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı biçimde karar verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ilk hacizle ilgili hükme yönelik davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz dilekçesinin İİK’nun 363, 365/3, Ek 1. maddeleri uyarınca REDDİNE; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulüyle ikinci hacizle ilgili hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı 3.kişiye geri verilmesine 21.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.