Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2013/15691 E. 2013/15449 K. 11.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15691
KARAR NO : 2013/15449
KARAR TARİHİ : 11.11.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili müvekkiline kasko sigortalı araca, davalılardan …’e ait, diğer davalı …’in sevk ve idaresindeki aracın çarpması neticesinde oluşan 6.231,00 TL hasar bedelinin müvekkili tarafından dava dışı sigortalısına ödendiğini belirterek ödenen hasar bedelinin davalılardan rücuen tazminine karar verilmesini istemiş,belirsiz alacak niteliğinde olan davasında araçta meydana gelen hasar ile ilgili olarak talep edebileceği miktarın davalının kusur oranının %50 den fazla olduğunun belirlenmesi halinde alacak miktarını belirlenecek kusura göre arttıracağını bildirmiştir.
Davalı …; davacı şirketin sigortaladığı araç ile kendisine ait aracın herhangi bir teması olmadığını, kusurunun olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili; kaza tarihinden evvel dava konusu aracın müvekkili tarafından diğer davalıya satıldığını, bu nedenle husumetin müvekkiline yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre Davalı … hakkında açılan davanın reddine, diğer davalı … hakkında açılan davanın kabulü ile, 6.231,00 TL tazminatın 03/11/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte bu davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı …’in tüm, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi gereğince alacaklının davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceğinden ve dava tarihi itibariyle kusur oranı belirlenebilir nitelikte olduğundan davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Davacı tarafından trafik kaydına güvenilerek davalı … hakkında işleten olduğu inancıyla dava açıldığından 3.kişilerin davalı … ile diğer davalı … arasında imzalanan satım sözleşmesinden haberdar olmaları kendisinden beklenemeyeceğinden hakkında dava açılmasına sebebiyet veren davalı … lehine hiç vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekirken yazılı olduğu gibi vekalet ücretine karar verilmesi isabetli görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı …’in tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalı …’e geri verilmesine 11.11.2013 gününde üye …’un karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

-KARŞI OY-
Aşağıda açıklanan nedenlerle bozma ilamının sair ret kapsamında kalan birinci bendine katılamıyorum:
01.11.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) kısmi davaya ilişkin genel hüküm olan 109.maddeden ayrı olarak kısmi davanın bir türü olan belirsiz alacak davası müessesesi ihdas edilmiştir.
Gerçekten de HMK’nin “belirsiz alacak ve tespit davası” kenar başlığını taşıyan 107. maddesinde; “ (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan maddenin kenar başlığında kullanılan “belirsiz” deyimi, ilk bakışta alacağın belirsiz olduğu durumlarda bu davanın açılabileceği gibi bir izlenim uyandırsa da, madde içeriğine bakıldığında, “…miktar yahut değeri tam ve kesin olarak belirlenemeyen…” alacaktan bahsedilmektedir. Yani burada belirsiz olan alacak veya alacağın varlığı değil, alacağın miktar veya değeridir.
Belirsiz alacak davasında davacı, sadece alacağın rakam veya değerini belirleme külfetinden kurtulmakta, buna karşılık davacının, alacağın mevcudiyetini gösteren vakıaları ve bunları ispatlayacak delilleri ortaya koyma külfeti devam etmektedir.
Bu yeni düzenleme ile baştan belirlenmesi mümkün olmayan alacaklar bakımından; “eda davası olarak belirsiz alacak davası”, “belirsiz alacağa ilişkin tespit davası”, “eda davası ile birlikte belirsiz tespit davası” açılabileceği kabul edilmiştir.
Madde metni ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, belirsiz alacak ve tespit davasının amacının; maddi hukuk tarafından öngörülen subjektif
hakların gerçekleşmesini sağlamak, usul ekonomisine hizmet etmek, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma riskini azaltmak ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini ortadan kaldırmak olduğu görülmektedir(Türkiye Adalet Akademisi, Medeni Usul ve İcra-İflas Hukukçuları Toplantısı, Ekim 2012, S;102 vd.).
Belirsiz alacak davasının söz konusu olabilmesi için davacının mutlaka bir para alacağının bulunması şart değildir. Para alacağı dışında özellikle malvarlığı alacaklarının, haksız fiilden doğan alacakların ve ecrimisilden doğan alacakların, şartları bulunması halinde belirsiz alacak davasına konu olabileceği açıktır. Zira kanunda belirsiz alacak davasının konusunun sadece para alacağı olması yönünde bir sınırlama getirilmemiş, maddede yalnızca alacağın miktar ve değerinden söz edilmiştir (Açıklamalı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Salih Özaykut-Mehmet Beleç, Ankara 2014, S;436).
O halde davacı, hakkını saklı tutmadan sadece hukukî ilişki ve asgarî miktar belirterek dava açabilecek, yargılama aşamasında alacak belirli hale gelince ıslaha ve karşı tarafın rızasına dahi ihtiyaç duymadan miktarı artırabilecek yahut hakkını saklı tutmasa dahi ayrı bir dava açabilecektir.
Trafik kazalarının, nitelikleri itibariyle haksız fiillerden oldukları gerek öğreti ve gerekse uygulamada tartışmasız kabul edilmektedir.
Somut olaya dönüldüğünde dava, trafik kazasından (haksız fiil) kaynaklanan maddi tazminatın rücuan tahsili istemine ilişkindir. Para alacağı dışında özellikle haksız fiilden doğan alacakların da şartları bulunması halinde belirsiz alacak davası konusu olabileceği kabul edildiğine göre, somut olayda anılan şartların bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Davacı 26.06.2012 tarihli dava dilekçesinde, davasını belirsiz alacak davası niteliğinde açtığını, araçta meydana gelen hasar ile ilgili olarak talep edebileceği miktarı davalının kusur oranının %50 olmasına göre belirlediğini, yargılama aşamasında davalının kusur oranının %50’den fazla olduğunun belirlenmesi halinde alacak
miktarını (müddeabihi) belirlenecek kusura göre artıracağını bildirmiştir. Nitekim yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda da davalının kusur oranı %50’nin üzerinde (%60) çıkmıştır. Davacı da belirlenen bu yeni kusur oranına göre davasını ıslah emiş ve ıslahla artırdığı miktarın harcını da yatırmıştır.
Görüldüğü üzere, davanın açıldığı tarihte, davalının kusur oranını ve buna göre alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında sonuç olarak yerel mahkeme, bilirkişi raporu ile belirlenen tazminat tutarının tamamını hüküm altına alınması gerekirken, davanın ıslah edilen kısımla ilgili redde ilişkin kararının bozulması gerektiği düşüncesindeyim.