Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2009/3184 E. 2010/509 K. 25.01.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/3184
KARAR NO : 2010/509
KARAR TARİHİ : 25.01.2010

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, müvekkili …’in …’ün annesi olup, kayyım tayin edildiğini, …’ün şizofren, müvekkilinin yaşlı ve cahilliğinden faydalanan üçüncü kişilerin …’in eczacılık diplomasından faydalanarak eczane açtıklarını,…’ün vekaletini alarak çek ve bonolar düzenlediklerini, ayrıca …’ün kendisine de birçok senetler imzalattıklarını, …’de önce …, sonra … tarafından …’e maaş verilerek diploması ve ruhsatının kullanıldığını, vekalet verilen kişilerin azledildiğini ve eczanenin 31.07.2005 tarihinde kapatıldığını, şizofren bir kişinin iradesi dışında zafiyetinden faydalanılarak borçlandırıldığını ileri sürerek davalı şirket tarafından çeke dayalı takip nedeniyle borçlu olunmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, süresinde yetki itirazında bulunarak … Asliye Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirtmiş, esas savunmasında ise müvekkili …’ün hastalığını bilmesinin mümkün olmadığını, eczanenin işleri kötüye gitmeye başlayınca bu işlemlere başlanıldığını, 1996 yılında alınmış bir rapor ile hastalığın iyileşme ihtimali de mevcutken, borçlunun her yaptığı tasarrufun geçersiz olduğunun iddia edilemeyeceğini, … hakkında tam teşekküllü hastaneden rapor alınması ve borçlanma tarihi itibariyle temyiz kudretinin araştırılması gerektiğini beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere göre …’ün temyiz kudretine haiz olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınması için verilen kesin süre içinde ara karar gereği yerine getirilmediği gibi davacının çekteki imzasının müvekkiline ait olmadığı iddiasının, iddianın genişletilmesi niteliğinde olduğu ve karşı tarafın muvafakatı olmadan iddianın genişletilmesinin mümkün bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı …’ün şizofreni hastası olduğu dava dilekçesinde belirtilmiştir. Ayrıca dosyaya sunulan ve … Sulh Ceza Mahkemesince alınmış olan 12.05.2006 tarihli 1541 karar nolu Adli Tıp raporunda davacı …’ün “paranoid şizofreni” denilen akıl hastalığı ile malul olduğu açıklanmıştır.
Türk Medeni Kanunu’nun 405/1. maddesi uyarınca “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken yada başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.”
Aynı yasa maddesinin 2. fıkrasında ise, “Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar. “ hükmüne yer verilmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 397/2. maddesi uyarınca vesayet makamı Sulh Hukuk Mahkemesidir. Aynı yasanın 403. maddesi uyarınca vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve mal varlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür. Kayyım belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır.
Buradan da anlaşılacağı üzere, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlanması gereken bir kişi adına dava açma yetkisi vasiye aittir. Kayyımın böyle bir kişi adına dava açma yetkisi bulunmamaktadır. Kişilerin vesayet altına alınması ile ilgili davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan vesayeti gerektiren hususların araştırılması yönünden re’sen tahkik ilkesi ve vesayet altına alma giderlerinin Hazineden karşılanacağı Yargıtay kararları ile benimsenmiştir. (Yargıtay 2. HD. 03.07.2000 T /7365 Esas, 9179 Karar – Yargıtay 2 HD. 11.04.1996/ Tarih 3219 Esas, 4017 sayılı kararları, Talih Uyar Türk Medeni Kanunu, Gerekçeli – İçtihatlı Cilt IV- 8. sahife 3768 ve devamı)
Bu durumda mahkemece TMK’un 405/2. maddesi uyarınca davacının rahatsızlığının vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durum olup olmadığının ve vasi tayini gerekip gerekmediğinin takdir ve değerlendirilmesi için yetkili vesayet makamına bildirimde bulunularak dava açma yetkisinin o davanın sonucuna göre belirlenip usulü işlemler bu şekilde tamamlandıktan sonra işin esasına girilmesi gerekirken bu yönler üzerinde durulmadan ve usulü işlemler tamamlanmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 25.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.