Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2012/6303 E. 2012/13741 K. 26.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6303
KARAR NO : 2012/13741
KARAR TARİHİ : 26.09.2012

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Davacı vekili; dava dışı şirket ile davalı banka arasında akdedilen 200.000 TL tutarlı Kredi Genel Sözleşmesinde müvekkilinin de kefil sıfatıyla yer aldığından bahisle aleyhine takibe girişilmiş ise de anılan sözleşmedeki kefalete konu imzanın müvekkiline ait olmadığını, sözleşmenin sahte olarak hazırlandığını belirterek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve davaya konu alacağın %40’ı oranında tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacı yanın aleyhine girişilen takibe itiraz ettiğini ve bu davayı açmasında hukuki yararı bulunmadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda takibe dayanak olan kredi genel sözleşmesindeki davacı adına atılmış bulunan imzanın davacıya ait olmadığının saptandığından bahisle davanın kabulüne 200.000 TL limitli kredi sözleşmesinden dolayı davacının borçlu bulunmadığını tespitine ve davalı bankanın kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacı yanın tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davanın temelini oluşturan icra takibinde dört ayrı kredi sözleşmesine dayanılmış ve takip talepnamesinin arka sahifesinde daha önce gönderilen ihtarnamede olduğu gibi her bir sözleşmeden doğan sorumluluk miktarları ayrı ayrı gösterilmiştir.
Dava konusu kredi sözleşmelerinden biri altındaki kefalet imzasının davacıya ait olduğu davacının kabulündedir. İmzası davacı yanca kabul edilen 13/10/2004 tarihli kredi sözleşmesinde kefalet limitinin 128,021,94 olduğu da açıkça belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece davacının kabulünde olan kredi sözleşmesindeki kefalet limiti ve kefilin kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu olacağı ilkesi gözetilerek değerlendirme yapılıp varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken takip talepnamesinin ön sahifesindeki kefalet limitiyle ilgili açıklamanın yanlış değerlendirilmesi sonucunda takibin sadece altındaki kefalet imzası davacıya ait olmayan sözleşmeye dayandığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, bozma biçimine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, gerekçede oyçokluğu, sonuçta oybirliğiyle 26.09.2012 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

İlamsız icra takibine itiraz ederek takibi durduran borçlunun takip konusu borçla ilgili menfi tespit davacı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Mahkeme kararının bu gerekçeyle bozulması gerektiğinden sayın çoğunluğun işin esasına yönelik bozma kararına katılmıyorum.