Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2008/7541 E. 2008/11924 K. 25.09.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/7541
KARAR NO : 2008/11924
KARAR TARİHİ : 25.09.2008

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … Yönetimi ve müdahil Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 05.10.2006 gün ve 2006/10162-12797 sayılı bozma kararında özetle; “Mahkemece, ortada kesin hüküm bulunduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, eldeki dava 1993’de genel mahkemede meni müdahale ve kal davası olarak açılmış olup, bu dava nedeniyle aslında çekişmeli 17 parselin malik hanesi açıktır. Hazinenin de davada taraf olması sağlanarak 3402 Sayılı Yasanın 30/2. maddesi gereğince gerçek hak sahiplerinin belirlenmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine ve dava konusu …-… 216 ada 17 parselin davalı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi ve müdahil Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1951 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 1996 yılında yapılıp dava tarihinde kesinleşmeyen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır.
Davacı … Yönetimi, 20.10.1993 havale tarihli dilekçe ile genel mahkemede davalı gerçek kişinin kesinleşen orman tahdidi içerisinde yer alan 600 m2 miktarındaki alan içerisinde bina yapmak sureti ile ormana tecavüzde bulunduğunu belirterek el atmanın önlenmesi ve kal talebi ile dava açmış, ancak yargılama sırasında dava konusu taşınmazla ilgili 216 ada 17 parsel altında malik hanesi boş bırakılarak kadastro tesbit tutanağı düzenlenmesi nedeni ile görevsizlik kararı verilerek dosya Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir. Kadastro Mahkemesi öncelikle kal talebi ile ilgili davayı tefrik ederek görevsizlik kararı ile genel mahkemeye göndermiştir. Kadastro Mahkemesinde bozma ilamına uyularak yapılan incelemede uzmanlığına başvurulan Orman Mühendisleri …, …, … ve Fenni Bilirkişi … düzenledikleri 27.06.2004 tarihli raporda dava konusu olan 17 sayılı taşınmazın yörede kesinleşen 1951 yılındaki orman tahdidi ile daha sonra yapılan ve kesinleşmeyen aplikasyon ve 2/B uygulamasına göre orman tahdidi dışında kaldığını açıklayarak uzman fen bilirkişi ile müşterek olarak nizalı taşınmazın tahdit hattına göre konumunu gösteren kroki düzenlemişlerdir. Dairemizin 04.12.2003 tarih 2003/6035-8829 sayılı bozma ilamında; “Toplanan deliller, tüm dosya kapsamı ve uzman bilirkişi raporlarından, dava konusu taşınmazla ilgili olarak ortada üç değişik rapor olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmaz için daha önce Sulh Ceza Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen mahkumiyet kararına esas olan orman mühendisi … imzalı rapor ve krokide nizalı taşınmazın 1951 yılında yapılan ve kesinleşen orman tahdidi içerisinde olduğu açıkça belirtilerek tahdit hattına göre taşınmazın konumu gösterilmiştir. Söz konusu sulh ceza dosyasında uzman orman mühendisi marifeti ile uygulanan hattın kesinleşmeyen aplikasyon ve 2/B uygulamasına ilişkin tahdit haritası ve hattı olmadığı, 1951 yılındaki orman tahdit hattının olduğu tartışmasızdır. Bu nedenle, aplikasyon hattının esas alınması sureti ile sulh ceza dosyasında uzman orman bilirkişinin rapor düzenlediği olgusunun esas alınması olanaksızdır. Kaldı ki; bu kez bozma kararından önce ve sonra yapılan keşiflerde sulh ceza dosyasındaki raporun ve krokinin uygulanmasına değinildiği halde yapılan uygulama sonucunda anılan 1951 yılına ait orman tahdidini esas almış rapor ve krokiye rağmen o raporun dahi aksini içeren yeni kroki düzenlenerek taşınmazın tahdit dışında kaldığı ifade edilmiştir. Açıklanan olgular bariz bir çelişkinin var olduğunu göstermektedir.
Bu nedenlerle, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman yüksek mühendisi, bulunamadığı takdirde orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, tutanaklarda bahsi geçen sabit mevki ve yer adları konusunda yerel bilirkişi ifadelerinden yararlanılarak, 1951 orman tahdit ve 1992 aplikasyon ve 2/B uygulamasına ilişkin tutanaklar ve haritalar ile arazi kadastro paftası, 6831 Sayılı Yasaya göre orman kadastrosu ve aynı yasanın 2/B madde uygulaması hakkındaki yönetmelik ve bu yönetmeliğin 54. maddesi gereğince çıkarılan teknik izahatnamede tarif edilen yöntemle, çekişmeli taşınmaza geniş çevresi ile birlikte sağlıklı biçimde uygulanmalı, zeminde bulunamayan orman sınır noktaları, bulunan diğer orman sınır noktalarından hareketle, tutanak ve haritalardaki açı ve mesafelere göre bir bir bulunup, zeminde işaretlenmeli, uygulamada haritaların yapımında kullanılan hava fotoğraflarından yararlanılmalı, 1951 tahdidini esas alan Sulh Ceza Mahkemesinin 1993/77 E. – 1994/38 K. sayılı dosyasındaki tahdit hattını gösteren kroki ve bu dosyada yer alan krokiler ayrı ayrı uygulanıp taşınmazın konumunun 1951 yılındaki orman tahdidine göre duraksamaya yer vermeyecek biçimde kesin olarak saptanması ve bilirkişilere uygulamayı detaylı olarak gösteren ayrı renk ve kalemlerle işaretli, orman tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmeli” gereğine değinilerek aynı mahkemenin 19.6.2001 tarih 2000/457-249 sayılı ilamı bozulmuştur. Bozma ilamında belirtildiği gibi aynı taşınmaza ilişkin olarak değişik uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen raporların farklı olduğu belirtilerek kesinleşen 1951 yılındaki orman tahditine ilişkin orman tahdit harita ve tutanaklarının bu çalışmalarda uygulanan hava fotoğrfları da esas alınarak uygulanması gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur. Ancak, temyize konu son hükme esas alınan 27.06.2004 tarihli uzman bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen raporda çekişmeli taşınmazın orman tahdit hattına göre konumu gösterilmiş ise de, orman kadastro yönetmeliği gereğince bu çalışmalarda esas alınan memleket haritası ve hava fotoğraflarının uygulanması sureti ile uygulama yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu rapor yetersizdir.
Bu nedenle; mahkemece, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek üç mühendis ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu fen memurundan oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte 2 Eylül 1986 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 6831 Sayılı Orman Yasasına Göre Orman Kadastrosu ve Aynı Yasanın 2/B Maddesinin uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49. maddesinde yazılı “orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmü ile 15.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı Dokuzuncu Bölümde yazılı esaslar göz önünde bulundurularak uygulama yapılmalı, yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevkii, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulama tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, anlatılan yöntemle bulunan kesinleşmiş orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde haritaları ile tapulama paftası ölçekleri ile memleket haritası ölçekleri denkleştirilip birbiri üzerine aplike edilerek değişik açı ve uzaklıklarda olan, en az 4 ya da 5 orman tahdit sınır (OTS) noktası görülecek biçimde dava konusu taşınmazın ve komşu taşınmazların orman kadastrosu ve aplikasyon hattına göre konumu, orman kadastro haritasındaki sınır noktaları ile varsa aplikasyon haritasındaki sınır noktaları kadastro paftası ve renkli memleket haritası üzerinde üzerinde ayrı renkli kalemlerle çizilmek suretiyle kendilerinden müşterek imzalı krokili rapor alınıp dosyaya konulmalı, göre konumu genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, önceki raporlar ile çelişki varsa bunun nedeni açıklattırılmalı,aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek bilirkişilerden müşterek imzalı rapor ve kroki alınmalı, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde yukarıda yazılı Yönetmelikler ile Teknik İzahnamelerde yazılı tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülmelidir.
Yukarıda belirtilen usulde yapılacak uygulama sonucunda çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu saptandığında ise bu taşınmazın son kararda olduğu gibi mahkemece özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olduğu kabul edilerek gerçek kişi adına tapuya tesciline karar verilmesi de doğru değildir.Zira Yargıtay HGK nun 31.1.2002 tarih 2000/8-1836-13 sayılı ilamında belirtildiği gibi çekişmeli taşınmazın bulunduğu (… Beldesi … Mahallesi ) mevkii herkesce bilinen maruf ve meşhur “…yaylası”dır, eski tarihli memleket haritasında dahi “… Yaylası” olarak harita üzerinde yazılı olup, bu taşınmazın bulunduğu yerde yaygın yapılaşma ve yerleşme olgusundan, halkın serinlemek için yaz aylarında kullandığından, ancak kullanım şekli ile genel tanımı yapılan yayla tipine uymadığından söz edilerek bu yerin yayla olmadığı ileri sürülmekte ve mahkemece de bu husus kabul edilmekte ise de, öncesi yayla olan yerin sakinleri tarafından amacının dışında kullanılarak yazlık evler yapmak sureti ile yapılaşma ve yerleşmeye sebebiyet vermeleri taşınmaz ile etrafının öncesinin kadim yayla olduğu gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır. Öncesi kadim, maruf ve meşhur bir yayla iken sonradan yaygın bir yapılama haline getirilen ve … nazaran daha serin olduğu için halk arasında da yayla olarak anılmaktadır şeklindeki düşünceler ile çekişmeli taşınmazın özel mülkiyete konu hale getirilmesi doğru değildir.bu hususlar göz önüne alındığında yerel bilirkişiler, tanık beyanları ve teknik bilirkişi raporlarına değer verilerek çekişmeli taşınmazın davalı gerçek kişi adına tesciline karar verilmesi doğru değildir. Kaldı ki, aynı yerlerde bir çok gerçek kişi tarafından Hazineye yönelik olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali tescil davalarında mahkemelerin çekişmeli taşınmazların yayla niteliğinde olduğu kabul edilerek davanın reddi yolunda kurduğu hükümler temyizen incelenerek kesinleşmiştir.(… Beldesi … Mahallesi 432 ada 43 parsele ilişkin … Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.11.2001 tarih 2001/223-338 sayılı ilamı Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.12.2002 tarih 2002/8549-9069 ilamı ile onanır, … Mahallesi 393 ada 49 parsele ilişkin aynı mahkemenin 13.06.2000 tarih 1999/74-174 sayılı ilamı Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 23.11.2000 tarih 2000/7892-8919 sayılı ilamı ile, yine … Mahallesi 397 ada 11 parsele ilişkin aynı mahkemenin 29.05.2001 tarih 2001/19-130 sayılı ilamı Yargıtay 8. Hukuk Mahkemesinin 01.11.2001 tarih 2001/7826-7802 sayılı ilamı ile onanmıştır.) Ayrıca, gerçek kişiler ile Orman Yönetimi ve Hazine arasındaki kadastro tespitine itiraz davalarının sonucunda … Kadastro Mahkemesince çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırları dışında kalan bölümleri de yayla niteliğinde kabul edilerek hüküm kurulmuş ve bu kararlar dairemizce onanmıştır.(… Mahallesi 509 ada 17 parsele ilişkin Dairemizin 2007/267E sayılı, aynı mahalle 484 ada 7 parsele ilişkin Dairemizin 2007/292E sayılı … Mahallesi 299 ada 45 ve 275 ada 42 parsellere ilişkin Dairemizin 2006/10985E ve 2007/1265E sayılı, … Mahallesi 163 ada 3 parsele ilişkin Dairemizin 2006/271 E sayılı ilamında olduğu gibi.)
Yukarıda açıklanan nedenler ile mahkemece çekişmeli taşınmazın orman sınırları dışında kalması ve resmi belgelerde de orman sayılmayan yerlerden olduğunun saptanması halinde 3402 Sayılı Yasanın 16/B maddesi gereğince kamu malı niteliğinde yayla olduğu, bu nitelikteki yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağı ve zilyetlikle kazanılamayacağı kabul edilerek bu taşınmazın yayla olarak sınırlandırılarak özel siciline kaydedilmesine karar verilmesi gerekirken aksine düşünceler ile kurulan hüküm doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Orman Yönetimi ve Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 25/09/2008 günü oybirliği ile karar verildi.