YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1293
KARAR NO : 2011/2473
KARAR TARİHİ : 10.03.2011
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 04.07.2006 gün ve 2005/10728-5139 sayılı kararı ile, harçlı dilekçe ile katılma isteminde bulunmayan … değerler A.Ş. nin taraf sıfatı kazanamayacağından, temyiz dilekçesinin reddine, …’nun hükmü temyiz etmemiş sayılmasına ilişkin mahkemenin EK kararının kaldırılmasına karar verilip, Davacı ve katılanlar … A. Ş. … ve arkadaşları vekillerinin temyiz itirazları ile …’nun diğer temyiz itirazları kabul edilerek “çekişmeli … köyü 64 sayıl parselin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına tesbitine Mart 1290 tarih 9/18 aynı tarih 9/19, aynı tarih 9/20 defter-varak sayılı sicillerden gelen Ağustos 1326 tarih 1, 2 v 3 sıra numaralı tapu kayıtlarına dayanarak, tesbitin iptali ve adlarına tescilini istedikleri, mahkemece Medeni Yasanın yürürlüğe girdiği 1926 yılından geriyi doğru 10 yıldan fazla süredir davalı tarafın ve maliki evvellerinin zilyetliği bulunduğu Arazi Kanunnamesinin 20 ve 78. Maddeleri gereğince tapu kaydının hukuki kıymetini kayıp ettiği, kabul edilmek suretiyle davanın reddine karar verildiği, iddia ve savunma incelendiğinde, … … ile … …’nin aynı kişi ve … Hanımın … (…) …’nin kızı olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla davalıların … Hanımın tapu maliki … …’nin kızı olmadığı, dolayısıyla zilyetliğe dayanan davacıların tapu malikinin mirasçısı sıfatını taşımadıkları yönündeki itirazları dosya kapsamına uygun düşmediği, Medeni Kanuna aykırı düşmeyen Arazi Kanunu hükümlerinin bu arada Arazi Kanunu’nun 20 ve 78. maddelerinin yürürlükte bulunduğunun kabulü ile olayda anılan yasa hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediğinin araştırılıp tartışılması zorunlu olduğu, Kadastro Mahkemesinin 1996/11 Esasına3402 Sayılı Yasanın 20/B Maddesi gereğince kayıt ve belgelerdeki sınırlar mahlaline uygulanabiliyor ve ve sahibi taraından kullanılıyor ise kayıt ve belgelerin kapsamı sınırlarını değer verilerek belirleneceği hükmü karşısında 1996/11 esaslı dosyadaki belilemenin yasal olmadığı, zilyetliğe dayanan davalının kiracı olduğu yönündeki iddiayı doğrular delil elde edilemediği gibi zilyetliğin kiracılık sıfatıyla olduğunun da kanıtlanmadığı,arazi başında dinlenen tanıkların taşınmazın 40 yıldan azla süredir davalı tarafından zilyet edildiğini bildirişlerse de, bu sürenin tapu kaydının hukuki kıymetini kayıp etmesine yol açacak süre olmadığı, davalının zilyetliği tapu kaydının hukuki kıymetini kayıp etmesine yol açacak süreye ulaşmadığı, bu nedenle tapu kaydını kapsamının belirlenmesinde yarar bulunduğu, aynı tapu kaydına dayanılarak, İçmeler, … ve … Köylerinde bir çok taşınmaz için dava açıldığı anlaşıldığından, en azından köy bazında birleştirilerek yürütülmesinde yarar bulunduğu, öncelikle aynı çitlik tapusu kapsamında kalan parsellerle ilgili davaların birleştirilmesi, bu tapulara dayanılarak tapu malikleri yada onların halefleri adına tesbit edilen taşınmazların belirlenip ilgili kamulaştırma ve tapu kayıtlarının getirtilmesi, yetirince yaşlı ve tarafsız yerel bilirkişi isimleri belirlenerek yapılacak keşifte, ihdasından itibaren tüm tedavülleri ile birlikte uygulanarak, kayıtta yazılan sınırlar tek tek gösterilmesi, bilinmeyen sınırlar konusunda taraflara tanık dinletme olanağı verilmesi, gösterilen sınırların teknik bilirkişilerce haritalarında işaretlettirilmesi, taşınmazın niteliği, intikali ve tasarrufu sorulup, tesbitin aksine beyanların bulunması halinde tesbit bilirkişilerinin tanık sıatıyla dinlenmesi ve çelişkilerin giderilmesi, tapu kaydı değişebilir nitelikte sınır içerdiğinden, sabit sınırından başlanarak uygulanıp kayıtların miktarınca kapsadığı alan belirlenmesi, bu alan belirlenirken kamulaştırılan alanlar ve tapu sahipleri adına kesinleşen yerlerin miktarının gözetilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulmuş, bozmadan sonra Hazine 12.08.2009 tarihli dilekçesiyle taşınmazın 1. derece Arkeolojik sit alanı içinde kaldığı, tesbitinin iptali ve Hazine adına tapuya tescili istemiyle davaya katılmıştır. Mahkemece diğer davların REDDİNE, Hazinenin davasını kabulüne, çekişmeli … köyü 64 sayılı parselin tesbitinin iptaline ve Hazine adına tapuya tesciline, taşınmazın 1. Derece Arkeolojik sit alanı içinde kaldığının beyanlar hanesine yazılmasına katılan gerçek kişilerin davalarında görevsizliğe karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1967 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 1744 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2. madde uygulaması ve 1988 ila 1990 yıllarında yapılıp 08.07.1991 tarihinde ilan edilerek dava tarihinde kesinleşmemiş olan aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 2896 ve 3302 Sayılı Yasalar ile değişik 2/B uygulaması vardır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, mahkemece hükmüne uyulana bozma kararı gereğince yapılan araştırma inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporlarıyla, çekişmeli parselin orman kadastrosu sınıları dışında bırakılsa da % 40 eğimli, yer yer maki örtüsü ile kaplı üç yönden, sınırlaması itirazsız kesinleşmiş devlet ormanına sınır eylemli orman alanı olduğu, İzmir II numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları koruma kurulunun 14.2.1996 gün ve 5576 sayılı kararı ile tescil edilen 1. derece erkeolojik sit alanı olduğu belirlenip, bu tür yerlerin 6831 Sayılı Yasanın 1/J maddesinin karşı kavramından ve 15/7/2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 23/p, 26/h ve j maddeleri gereğince orman sayılacağı ve orman sınırı dışında bırakılmış olsa dahi, aynı yönetmeliğin 26/2. maddesi hükmü gereği taşınmazın orman niteliğini ortadan kaldırmayacağı ancak, Orman Yönetiminin davası bulunmadığı gibi, kararı Hazinenin de temyiz etmediği, taşınmazın orman niteliğiyle kullanılmak üzere Hazine tarafından Orman Yönetimine tahsis edilebileceği gibi, yeniden yapılacak bir orman kadastrosunda orman olarak sınırlandırılabileceği, 2863 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1. derece Arkeolojik sit alanlarının zilyetlikle edinilemeyeceği gözetilerek, Hazinenin davasını kabulüne, diğer davaların reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. ancak 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasanın 16. maddesi ile getirilen 3402 Sayılı Yasanın 36/A maddesinde “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” ve 17. maddesi ile eklenen geçici 11. maddesine göre; “bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” hükmü gereğince davalılar aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de; bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında yer alan dördüncü bent, ve altıncı bendin hükümden tamamen çıkartılarak, beş numaralı bendin dört numaralı bent olarak, altı numaralı bendin beş numaralı bent olarak, yeni numaalı bendin de altı numarlı bent olarak sayısının değiştirilmek suretiyle düzeltilmesine ve ve hükmün H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 10/03/2011 günü oybirliğiyle karar verildi.