YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/489
KARAR NO : 2012/6487
KARAR TARİHİ : 26.04.2012
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Durdu Serses tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Yörede 3402 sayılı Yasanın (5831 sayılı Yasanın 8. maddesiyle eklenen) ek 4. maddesi uyarınca yapılan çalışmalar sırasında, Kaşobası köyü 1984, 1687 ve 1688 parsel sayılı taşınmazlar, tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiştir. Taşınmazların beyanlar hanesinde “6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılmıştır.” ve ”Taşınmaz, … oğlu … kullanımındadır” şeklinde şerh bulunmaktadır. Davacı, çekişmeli taşınmazların müşterek murisleri …’a ait iken ölümü ile yapılan paylaşımda kendisine bırakıldığını, oysa, yapılan kullanım kadastrosunda ise, kullanıcısının … oğlu … olarak tespit edildiğini iddia ederek, bu yöndeki kullanım tespitinin iptal edilerek …olarak tutanağın beyanlar hanesinde şerh verilmesi istemi ile dava açmış; ayrıca, duruşmadaki 13.09.2011 tarihli yazılı beyanında, babasından düşen yerlerin kardeşi ile kendisi arasında eşit olarak bölüştürülmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkemece yapılan keşifte dinlenen tanıkların, taşınmazın daha evvelce … Adsıza ait iken ölümünden sonra …kullandığını, ancak herhangi bir paylaşım duymadıklarını ve …taşınmazı neden kullandığını bilmediklerini beyan etmeleri üzerine, davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 5831 sayılı Yasaya göre yapılan kullanım kadastrosu tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 08.06.1992 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme yeterli değildir.
27.01.2009 günlü Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5831 sayılı Yasa ile 3402 sayılı Kadastro Yasasına eklenen 4. maddede ise “EK MADDE 4 – 6831 sayılı Orman Kanununun 20/06/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi ile 23/09/1983 tarihli ve 2896 sayılı, 05/06/1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunlarla değişik 2 nci maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç, diğer ilanlar yapılmaksızın, öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir. Bu maddeye göre, yapılacak kadastro çalışmaları ikinci kadastro sayılmaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Kadastro tespit tutanağının ya da kütüğün beyanlar hanesinde yazılı zilyetlik veya muhdesat şerhi, aynî bir hak olmayıp, kişisel hak niteliğinde olduğundan tapu sicilinden ayrı olarak alınıp, satılması, değiştirilmesi mümkün değildir. Şerhe ilişkin talepler, tarafların isteğiyle dahi, tapu sicil müdürlüğünce yerine getirilemez ve dava yoluyla genel mahkemeden istenemez. Ancak, yukarıda açıklandığı gibi yörede 3402 sayılı Yasanın Ek 4. maddesi gereğince yapılacak kullanım kadastrosu sırasında ileri sürülebilir ve hak sahipliği tespit komisyonunca değerlendirilebilir.
Çekişmeli … köyü, 1984, 1687 ve 1688 parsel sayılı taşınmazlar, 3302 ve 3373 sayılı yasalara göre, 1992 ve 2001 yıllarında ayrı ayrı yapılan 2/B madde uygulamasında, Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılmış ve işlem ilân edilerek kesinleşmiştir. Daha sonra da 2010 yılında 5831 sayılı Yasaya göre kullanım kadastrosu yapılmıştır.
Somut olayda, davacı gerçek kişi, davalı lehine verilen kullanım şerhine duruşmada mahkemeye sunduğu yazılı beyanında itiraz etmemekte, taşınmazların kullanım hakkının ortak muristen intikal ettiğini iddia etmektedir. Bu durumda, taşınmazların halen kimin tarafından kullanılıp kullanılmadığına bakılmaksızın, taşınmazların kullanım hakkının tarafların ortak murisinden intikal edip etmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. Zira, davacı taşınmazların fiili kullanıcısının kendisi olduğu iddiasına değil, taşınmazların kullanım hakkında miras nedeniyle hakkının bulunduğu iddiasına dayanmaktadır.
O halde; sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı yerel bilirkişiler ile tarafların gösterecekleri tanıklar ve tesbit tutanağı bilirkişileri hazır olduğu halde, taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, taşınmazların ilk kullanımının başlangıç günü, kullanımın süresi, kullanım hakkının sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınarak çekişmeli taşınmazların kullanım hakkının tarafların ortak murisinden intikal edip etmediği kesin bir şekilde saptanmalıdır. Şayet, taşınmazların kullanım hakkının tarafların ortak murisinden geldiği saptandığı takdirde, murisin ölümünden sonra terekesinin taksim edilip edilmediği, taksim edilmiş ise hangi tarihte taksim edildiği, taksime tüm mirasçıların veya kanunî temsilcilerinin katılıp katılmadığı, hangi mirasçıya nerenin verildiği, davaya konu taşınmazın kullanım hakkının taraflardan birine veya birkaçına verilmesi durumunda, diğer mirasçılara ne verildiği, gayrimenkul veya mülkiyeti Hazineye ait başka taşınmazların kullanım hakkı verilmiş ise nereden verildiği ve diğer mirasçılara verilen taşınmazların veya kullanım haklarının akibetlerinin ne olduğu, taksimin kadastro tesbitine kadar bozulup bozulmadığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, gerektiğinde muristen intikal eden tüm taşınmazlar veya muris dolaysıyla taraflar lehine kullanım şerhi verilen tüm taşınmazların ilgili tutanakları getirtilip murisin terekesinin taksim edilip edilmediği kesin olarak saptanmalı, tesbite aykırı sonuca varıldığı takdirde tesbit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılmalıdır. Şayet, taşınmazların kök muristen intikal ettiği ve taraflar arasında taksim bulunduğu saptanırsa, taksime göre karar verilmeli, taşınmazların kök muristen intikal ettiği ve taraflar arasında taksimin bulunmadığı saptandığı takdirde ise, davada taraf olan veya olmayan ortak murisin tüm mirasçıları lehine kullanım şerhi verilmesi gerektiği düşünülmeli, böylesine yapılacak bir soruşturmadan sonra taşınmazların kullanım hakkının tarafların ortak murisinden intikal etmediğinin belirlenmesi halinde ise, fiili kullanım durumu dikkate alınarak tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Kabule göre de; dava konusu taşınmazların beyanlar hanesindeki kullanıma yönelik yapılan itiraz nedeniyle tesbit tutanakları davalı olduğundan infaza olanak verecek şekilde sicil oluşturulmaması da doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 26/04/2012 günü oybirliği ile karar verildi.