Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/9952 E. 2012/5853 K. 12.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9952
KARAR NO : 2012/5853
KARAR TARİHİ : 12.04.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01/04/1987-15/05/1992 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava: Nitelikçe 01.05.1987-15.05.1992 tarihleri arasında davalı işyerinden, dava dışı …’in sicil numarası ile ve davacının adı ile Kuruma bildirilen çalışmaların davacıya ait olduğunun ve bu çalışmaların kesintisiz olduğunun tespiti ile davacının sicil numarasındaki sigorta kayıtlarındaki 1949 olan doğum tarihinin nüfus kaydına uygun olarak 1950 olarak düzeltilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece Dava dışı …’in sicil numarası ile ancak davacının adı ile davalı işyerinden bildirilen çalışmaların davacıya ait sicil numarasına aktarılmasına,ve dava konusu dönemdeki çalışmaların kesintisiz olduğunun tespitine karar verilmiş ve bu karar süresinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kamu düzenini yakından ilgilendiren bu tür davalarda gösterilmesi gereken özen gereğince, sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle aidiyeti ileri sürülen işe giriş bildirgelerindeki imzanın davacıya ait olup olmadığı belirlenmeli, gerek Sosyal Güvenlik Kurumunda gerekse işveren yanında bulunan ve sigortalının imzası ile fotoğrafını içeren işe giriş bildirgesi ücret tediye bordrosu gibi belgeler getirtilip imzanın ve fotoğrafın davacı murisine ait olup olmadığı konusunda benzerlik incelemesi yapılmalı, sigortalıyı yakından tanıması gereken işveren, müdür, şef, ustabaşı, çalışma arkadaşları dinlenmeli, uyuşmazlık konusu işe giriş bildirgelerinde adı yazılı olan kişilerin kimlik bilgilerine göre anılan şahıslar adına nüfus kaydının bulunup bulunmadığı nüfus müdürlüğüne sorulmalı, ayrıca mahallen zabıta aracılığı ile böyle bir kişilerin bulunup bulunmadığı araştırılmalı ve bu çalışmaların davacıya ait olup olmadığı, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ve her türlü delille araştırılarak sonuca gidilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.09.2007 gün ve 2007/21-600E,2007/604K. Sayılı kararı da aynı yöndedir. Uyuşmazlık konusu işe giriş bildirgelerindeki kimlik bilgilerine göre, farklı kişilerin nüfusta kaydının bulunduğunun belirlenmesi durumunda, davanın kurum kayıtlarına göre çalışmaların mal edildiği sigortalıların hak alanını da ilgilendirdiği ve anılan kişilerin huzurunda davanın görülmesi gerektiği de ortadadır.
Davalı işyerinde geçen çalışmaların kesintisiz olduğuna ilişkin hükme yönelik temyize gelince: Bu yönüyle davanın yasal dayanağını oluşturan dava tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesinde, bu tür hizmet tespiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında; resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması, salt, bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması, inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordroları, tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken işverenler tarafından Kuruma bildirilen komşu işyerleri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kimi diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Gerçekten, davacının, işyerindeki çalışmaları işe giriş bildirgelerine, aylık ve üç aylık bordrolara dayanılarak Kuruma kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Öte yandan işe giriş bildirgesi ve bordrolar davacı çalışmalarının işyerinde kesintili geçtiğinin karinesidir. Karinenin tersinin ise eşdeğerdeki delillerle kanıtlanması gerektiği söz götürmez. Başka bir anlatımla yazılı belgelerin varlığı halinde tanık sözlerine itibar edilemez. Dairemizin, giderek Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.Bu gibi durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.09.1999 gün 1999/21-510-527, 30.06.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece davacının çalışmalarının kesintisiz olduğunun kabulüne karar verilirken bordro tanıkları dinlenmiş ve dinlediği bu tanıklar çalışmanın kesintisiz olduğunu doğrulamışlarsa da, iş yerinden ücret bordroları ve puantaj kayıtları getirtilmemiştir. İşyerinden getirtilecek ücret bordroları ile puantaj kayıtlarının sigortalının imzasını taşıması halinde bu belgelerin aksinin tanık anlatımı ile ispatlanamayacağı açıktır.
Yapılacak iş, davacının tespitini istediği sürelerle ilgili olarak eğer varsa davalı işverenin ücret bordrolarında davacının imzası olanlar saptanarak imzasını içeren bordrolara geçmiş sürelerin dışındaki sürelerle ilgili olarak istemin reddine, imzalı olmayan bordrolardaki süreler yönünden de işverence SSK’ya verilen dönem bordrolarında kayıtlı tanıkların bilgilerine başvurmak, dönem bordroları yok ise işverenin komşu işyerlerinin kayıtlara geçmiş kişileri veya benzer işi yapanların kayıtlara geçmiş kimseleri tespit edilip dinlenmek, işyerine ilişkin Kurum şubesinde bulunan işyeri dosyası ile davacıya ait işyerindeki şahsi dosyalarını celbetmek, muhtasar vergi beyannamelerini incelemek ve tüm deliller toplandıktan sonra delilleri takdir edip ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Öte yandan davacı adına olan … sicil numarası ile davacının TC Kimlik numarası uyumlu ise de SSK sicil numarasındaki doğum tarihinin 1949, nüfus kaydındaki doğum tarihinin ise 1950 olması karşısında davacının SSK sicilindeki doğum tarihinin nüfus kaydına uygun olarak düzeltilmesine yönelik istemi hakkında olumlu yada olumsuz bir karar verilmemesi de hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde ve özellikle davanın kurum kayıtlarına göre çalışmaların mal edildiği sigortalı …’in hak alanını da ilgilendirdiği ve anılan kişinin huzurunda davanın görülmesi gerektiği göz ardı edilerek eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12/04/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.