YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/16991
KARAR NO : 2012/20347
KARAR TARİHİ : 19.11.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı şirket vekilinin ve davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine.
2- Dava , davalı işverenlikte hizmet akdi ile çalışırken 28.9.2004 tarihinde davalı işverenin işini gördüğü sırada kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınamayarak gaipliğine karar verilen sigortalının haksahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece davacı eş … için 195.903,27TL maddi -35.000,00TL manevi tazminat ile davacı çocuklar … için ise ayrı ayrı 25.000,00’er TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmişse de yerel mahkemenin maddi ve manevi tazminatların tayinine ilişkin bu kararı isabetli olmamıştır.
Gerçekten, olayın oluş şekline, müterafik kusur oranlarına, husule gelen elem ve ıstırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, olay tarihindeki paranın alım gücüne, ekonomik koşullara ve özellikle 26.6.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda; gerçekleşme biçimine, oranına, niteliğine hak ve nefaset kurallarına göre, davacı eş … yararına hüküm altına alınan 35.000,00-TL ile davacı çocuklar … yararına ayrı ayrı hüküm altına alınan 25.000,00’er TL manevi tazminatın fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Maddi tazminata gelince: Maddi tazminat davalarının yasal dayanaklarından birini oluşturan Türk Borçlar Kanunu’nun 52/2 maddesi tazminatın belirlenmesinde, hakime, kimi görevler yanında, geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Böylece gerçekçi ve adil bir sonuca ulaşmak amaçlanmıştır. Uygulamada, kabul edildiği üzere; maddi tazminat hesapları, bilinen bir takım doneler yanında, varsayımlara da yer vererek bir sonuca ulaşır. Gerçi, insan yaşamının kutsallığı, beden ve ruh sağlığının korunması ve bu alanda uğranılan zararların, hiç bir şekilde para ile karşılanmasının mümkün olmadığı düşünülebilirse de, hukuk sisteminin başka bir giderim yöntemi öngörmemiş olması karşısında, zorunlu bu tür bir hesaplama yoluyla, zarara uğrayanın tatminini sağlanmaya çalışılmaktadır.
İşte hakim, bu tür davalarda sonuca ulaşırken, hesaplamaya ilişkin maddi unsurları, tarafların kusur durumlarını, sorumluluğa ilişkin temel hukuk ilke ve esasları yanında, tarafların sosyal ve ekonomik koşullarını hep birden değerlendirmek zorundadır. Maddi tazminatın, hiç bir zaman zenginleştirme aracı olmadığı ve özendirici nitelik göstermemesi gereği göz ardı edilmemeli ve bu arada, sözü edilen tazminatın bir tarafın zararını karşılarken, diğer tarafın, ekonomik veya ticari hayattan silinmesini gerektirecek boyutlara ulaşması önlenmelidir. Bu nedenle, tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılmalı, zararı ödemekle yükümlü işverenin iş hacmi, işletmesinin büyüklüğü, kaç işçi çalıştırdığı saptanmalı, tazminatın sonuçlarına katlanıp katlanmayacağı yönünde ön bilgiler toplanmalıdır. Kısaca, tazminat belirlenirken bunun toplumda yaratacağı olumsuz durumlar göz ardı edilmemeli ve toplumsal denge ve çıkarlar da korunmalıdır. Bu durumda hakim toplayacağı kanıtlar sonucu gerektiğinde Türk Borçlar Kanunu’nun 52/2 maddesinin kendisine verdiği yetkiyi kullanmak suretiyle, hakkaniyete uygun indirim yoluna gitmeli ve tazminat belirlenmenin gerçekçi niteliğini ortaya koymalıdır.
Somut olayda ,işkazası kabul edilmesi gereken bir hadise içinde gaipliğine karar verilen sigortalının bu zararlandırıcı olaya maruz kalmasında davalı işverenin kusurunun azlığına,davalı işverenin olayın asıl sorumlusu olan kaçırma eylemini gerçekleştiren kişilere rucu etme imkanının bulunmaması ve olay tarihinden itibaren yürütülecek yasal faiz ile birlikte hükmedilen tazminatın ulaşacağı miktara göre; olayda, Türk Borçlar Kanunu’nun 52/2 maddesi gereğince hakkaniyete uygun bir indirim yapılmak suretiyle maddi tazminatın belirlenmesi gerektiğinin göz ardı edilmesi isabetli değildir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 19.11.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.