Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2013/10940 E. 2013/14449 K. 04.07.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10940
KARAR NO : 2013/14449
KARAR TARİHİ : 04.07.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, borçlanma işleminin reddine dair kurum işleminin iptali ile 01/04/1985-08/05/2005 tarihleri arasındaki süreleri borçlanma talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava, davacının yurtdışında 01.04.1985-08.05.2005 tarihleri arasında Türk vatandaşı olarak geçen süreyi borçlanma talep tarihinde Türk vatandaşı olma şartı aranmaksızın 3201 sayılı Yasa’ya göre 4/1-(a) bendi kapsamında borçlanma hakkı bulunduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın borçlanma talebinin ve buna ilişkin Kurum işleminin iptali talebi açısından davanın kabulü ile davacının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşıyken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreler arasında veya sonunda her birinde 1 yıla kadar olan işsizlik süreleriyle, yurt dışında ev kadını olarak geçen sürelerinden istediği kadarını talep tarihinde Türk vatandaşı olma şartı aranmaksızın 3201 sayılı yasaya göre borçlanabileceğinin tespitine, aksi yöndeki kurum işleminin iptaline, borçlanmanın 5510 sayılı yasanın 4/1-a madde kapsamında olması talebi açısından bu aşamada kurumca yapılan bir işlem olmadığından talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
3201 sayılı Kanun’un 1.maddesine göre “Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.”
11.02.1964 tarih ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 06.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 29.06.2004 gün ve 5203 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile değişik 29. maddesi, Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin, kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulacağı, ancak Kanunun 33. ve 35.maddelerindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan Bakanlar Kurulundan çıkma izni almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişilerin ve bunların kanuni mirasçılarının, Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla ülkede ikamet, seyahat, çalışma, miras, taşınır ve taşınmaz mal iktisabı ile ferağı gibi konularda ve sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tâbi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam edecekleri hükümlerini amirdir.
Bu madde istisnalar sayıldıktan sonra “sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış haklar saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler” şeklinde değiştirilerek, söz konusu haklar genişletilmiştir.
Maddede Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin, kayıp tarihinden itibaren yabancı muamelesine tabi tutulacağına ilişkin genel hüküm aynen korunmaktadır. Bu hükme göre, Türk vatandaşlığını çıkma izni dışındaki yollardan biriyle kaybeden kişiler yabancı muamelesine tabi tutulacaktır.
Türk Vatandaşlığı Kanununda yer alan ve vatandaşlığa alınma kararının iptalini düzenleyen 33.madde ile Türk vatandaşlığından çıkarılan kişilerin durumunu düzenleyen 35.madde hükümleri saklı tutulmuştur.
Aynı yasal düzenlemeye 5901 sayılı Türk Vatandaşlık Kanununun, “Çıkma İzni Almak Suretiyle Türk Vatandaşlığını Kaybeden Kişilere Tanınan Haklar” başlıklı 28.maddesinde de yer verilmiştir.
403 sayılı Yasa’nın 29.maddesinin amacı; yaşadıkları ülkelerde sosyal ve siyasal haklardan yararlanmak için Türk Vatandaşlığından çıkma izni alan kişilerin, ülkemiz sınırları içerisinde, kanunda belirtilen haklardan aynen Türk vatandaşları gibi yararlanmalarını sağlamaktır.
Maddenin gerekçesinde de; “Türkiye dışında yaşayan vatandaşlarımız, bulundukları ülkelerde siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan daha etkin olabilmek için gayret göstermektedirler. Ancak, Almanya, Avusturya, Danimarka, Hollanda gibi vatandaşlarımızın yoğun olduğu ve çifte vatandaşlığı kabul etmeyen ülkelerde yaşayan vatandaşlarımız, söz konusu avantajlardan yararlanabilmek için bulundukları ülke vatandaşlığına geçme durumunda kalmaktalar ve bunun için de zorunlu olarak Türk vatandaşlığından çıkma izni talep etmektedirler. Ancak, Avusturya ve Hollanda’da yaşayan vatandaşlarımız, Türk vatandaşlığından çıkma izni işlemleri neticelenmeden, bulundukları ülkenin vatandaşlığını kazanmaktadırlar. Bunun yanında 2000 yılında Alman vatandaşlık mevzuatında yapılan değişiklikle, Almanya’da doğan çocuklara doğumla Alman vatandaşlığı verilmekte ve bu vatandaşlarımız 18-23 yaşları arasında Alman vatandaşlığını veya Türk vatandaşlığını tercih etmek durumunda kalmaktadırlar. 403 sayılı Kanunun 29.maddesinde geçen “Ancak,
doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan Bakanlar Kurulundan çıkma izni almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler ve bunların kanuni mirasçıları,” hükmü nedeniyle maddede sayılan haklardan sadece çıkma izni almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler yararlanabilmekte, çıkma izni almadan başka bir devletin vatandaşlığını kazananlar ise daha sonra çıkma izni alsalar da sayılan haklardan yararlanamamaktadırlar.”belirtilmektedir.
Her ne kadar, 3201 sayılı Kanunun uygulama yönetmeliğinde, borçlanma tarihinde de Türk vatandaşı olunması gerektiği belirtilmiş ise de; gerek, 12.06.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28.maddesinde; gerekse önceki 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 29.maddesindeki yasal düzenlemeye yer verilerek, doğumla Türk vatandaşı olup da, İçişleri Bakanlığından vatandaşlıktan çıkma izni alanların, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı tutulmuş olup; anılan kişilerin bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tâbi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam edecekleri belirtilmiştir. Açıklanan kanun maddeleri, açıkça, çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin kazanılmış haklarının korunacağını belirtmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.11.2005 gün ve 10/492-646, 16.11.2005 gün ve 21/682-618, 08.03.2006 gün ve 21/15-58 ve 08.03.2006 gün ve 21/6-56 sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Somut olayda, 01.04.1967 doğumlu ve “kadın” olan davacı 13.08.1978 tarihinden itibaren Almanya’da ikamet etmektedir. Davacı 01.08.1984-14.06.1985 tarihleri arasında “okul öğrenimi” (schulausbildung) görmüştür ve fiili çalışması 01.06.1987 tarihinde başlamaktadır. Davacının 06.06.2012 tarihli yurt dışı borçlanma isteği Türk vatandaşlığından 08.09.2005 tarihinde izinle çıktığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Davacının ülkemizde 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) bendi kapsamında 23.05.2012-30.05.2012 tarihleri arasında geçen sigortalı çalışması bulunmaktadır.
Mahkemece davacının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşıyken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreler arasında veya sonunda her birinde 1 yıla kadar olan işsizlik süreleriyle, yurt dışında ev kadını olarak geçen sürelerinden istediği kadarını talep tarihinde Türk vatandaşı olma şartı aranmaksızın 3201 sayılı yasaya göre borçlanabileceğinin tespitine, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesi yukarıda yer alan hukuki açıklamalar ışığında doğrudur.
Ne varki borçlanmanın 5510 sayılı yasanın 4/1-(a) madde kapsamında olması istemi ile ilgili olarak Kurumca yapılan bir işlem olmadığından talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru değildir.
6100 sayılı HMK’nın 297/2.maddesine göre “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
Davacı 06.06.2012 tarihinde Kurum kayıtlarına giren “Yurtdışı Hizmet Borçlanma Talep Dilekçesi” ile 01.04.1985-08.05.2005 tarihleri arasında yurt dışında geçen süreyi borçlanma isteminde bulunmuş ve dilekçesinde ülkemizde 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) bendi kapsamında 23.05.2012-30.05.2012 tarihleri arasında geçen sigortalı çalışması bulunduğunu da belirtmiştir. Davacının yurt dışı borçlanmasının 5510 sayılı yasanın 4/1-(a) madde kapsamında olmasını istediği açıktır. Kurumun yurt dışı borçlanma istemini tümden reddetmiş olması karşısında davacının yurt dışı borçlanma hakkı bulunup bulunmadığı ve bulunmakta ise borçlanmanın hangi sigortalılık statüsüne göre olması gerektiğinin uyuşmazlık konusu haline geldiği kabul edilmelidir. Davacı da bu yöndeki talebini açıkça dava dilekçesinin sonuç talep bölümüne konu etmiştir. Bu nedenlerle mahkemece davacının uyuşmazlığa konu “borçlanmanın 5510 sayılı yasanın 4/1-a madde kapsamında olması” yönündeki talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi gerekirken 6100 sayılı HMK’nın 297/2.maddesine aykırı bir biçimde yerinde olmayan gerekçe ile hüküm kurulmaması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 04/07/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.