Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2015/15038 E. 2017/15639 K. 03.07.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/15038
KARAR NO : 2017/15639
KARAR TARİHİ : 03.07.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı isteminin özeti:
Davacı, kıdem tazminatı, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ve yıllık izin ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı cevabının özeti:
Davalılar, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında zamanaşımı savunmasının dikkate alınıp alınamayacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def’i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 371/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
1086 sayılı Kanun yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa(suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Somut olayda, dava dilekçesi davalı şirkete 01.06.2012 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalı şirket davaya 22.11.2012 tarihinde cevap vermiştir. Davalı şirket süresinde cevap dilekçesi sunmadığı gibi sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı savunmasında da bulunmamıştır. Mahkemece davalı Üniversitenin dava zamanaşımı savunması nedeniyle her iki davalı bakımından da 08.05.2007 öncesine ait alacakların zamanaşımına uğradığı kabul edilmiş ise de; davalı alt işveren şirket tarafından davaya karşı yapılan bir zamanaşımı savunması bulunmamaktadır. Davalı Üniversite asıl işveren olup sorumluluğu alt işverenin sorumluluğu ile sınırlıdır. Dolayısıyla alt işveren şirket tarafından süresinde zamanaşımı savunması yapılmadıkça asıl işverenin yapmış olduğu zamanaşımı savunmasının alt işverene sirayet etmesi mümkün değildir. Bu itibarla davalı asıl işveren tarafından yapılan dava zamanaşımı savunmasının sadece kendisi bakımından sonuç doğuracağı gözetilmeksizin hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar arasında davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı ve ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışıp çalışmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Aynı ispat kuralları ulusal bayram ve genel tatil ücret alacağı için de geçerlidir.
Somut olayda, davacı, davalı üniversite’ye ait hastanede en son kan merkezinde danışma görevlisi olarak çalışmıştır. Davacı tanıkları, davacının 08.00-16.00,16.00-8.00 olmak üzere 2 vardiya sisteminde ortalama haftada 3 gece 1 gündüz çalıştığını, gece çalışmasından sonra 1 gün dinlenme hakkı kullandırıldığını beyan etmişlerdir. Davalı taraf tanık dinletmemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tanık beyanlarından hareketle davacının 12 saatlik vardiya sisteminde çalıştığı kabulüne göre hesaplama yapıldığı belirtilmiş ise de; bu kabul, tanık beyanları ile örtüşmemektedir. Tanık beyanlarına göre davacı gündüz 10 saat, gece 16 saat çalışmaktadır. Kabul edilen çalışma şekline göre yapılan hesaplama yöntemi de denetime elverişli bulunmamaktadır.
Öte yandan, dosyaya sunulan imzasız puantaj kayıtlarında sadece çalışılan günler gösterilmiş olup çalışma saatleri hakkında bilgi bulunmamaktadır. Davacının puantaj kayıtlarının ve davalı tarafından sunulan nöbet izni gibi diğer belgelerin dikkate alınmasına bir itirazı bulunmamaktadır. Bu nedenle kayıtların dikkate alınmasında bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, puantaj kaydı sunulmayan dönem bulunduğu ve bu dönem için tanık beyanlarına göre fazla çalışma ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı yönünden hesaplama yapılması gerektiği göz ardı edilerek kayıt sunulmayan dönem hesap dışı bırakılmıştır.
Kabule göre; puantaj kaydı sunulan dönem bakımından hesaplamanın puantaj kayıtlarına göre yapılması nedeniyle ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağından takdiri indirim yapılmamış olmasında bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, fazla çalışma ücreti alacağının hesaplanmasında kayıtlarda çalışma saatleri belirtilmiş olmadığından kayıt ve tanık beyanları ile sonuca gidilmiş olmasına karşın yapılan fazla çalışma ücret alacağı hesabından takdiri indirim yapılmamış olması da hatalıdır.
Mahkemece çalışma şeklinin tespitine yönelik gerekirse tanıklar yeniden dinlenilmeli ve dosya içerisinde bulunan delillere uygun, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 03.07.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.