Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/36866 E. 2017/17269 K. 11.09.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/36866
KARAR NO : 2017/17269
KARAR TARİHİ : 11.09.2017

BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : Ankara 8. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İŞE İADE
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Konya 2. İş Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; davacının davalı firmada 12/08/2013 tarihinden itibaren ilaç mümessili olarak çalıştığını, 23/08/2016 tarihinde işten çıkartıldığını, davacıya geçmiş tarihli belgelerin imzalatılmaya çalışıldığını, davacının imza atmadığı taktirde referans olmayacaklarını işe girmesini engelleyeceklerini, tazminat alamayacağını söylediklerini, bu nedenle davacının belgeleri imzaladığını, buna ilişkin ses kaydını dosyaya sunduklarını, davacının işe iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davacının aleyhine açılan icra takiplerine konu borçları nedeniyle maddi sıkıntı yaşadığını, bu nedenle işten ayrılmak istediğini belirttiğini, davacının talebi üzerine ikale sözleşmesi ile iş akdinin sonlandırıldığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İş akdinin feshinin başka bir sebebe dayandığının davacı işçi tarafından iddia edilmesi nedeniyle, ispat külfetinin davacıya geçmiş olması ve dava dosyası kapsamında davacının iddialarını kanıtlar nitelikte bilgi, belge ya da tanık ifadesine rastlanmamış olması nedenleriyle davanın reddine karar vermiştir.
İstinaf:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
Bölge Adliye Mahkemesi, davacı geçmiş tarihli belge imzalatıldığını iddia etmiş ise de; davacı tarafından imzası inkar edilmeyen belgelerin geçmiş tarihli olduğunun ispatı ve hak düşürücü süre yönünden inceleme yapılması gerekse de sonuca etkili olmayacağından kararın sonuç itibarıyla doğru olduğu gerekçesiyle istinaf talebini reddetmiştir.
Temyiz:
Bölge Adliye Mahkemesi kararını davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Taraflar arasındaki iş ilişkisinin bozma sözleşmesi yoluyla sona erip ermediği hususu temel uyuşmazlığı oluşturmaktadır.
Bozma sözleşmesi (ikale) yasalarımızda düzenlenmiş değildir. Yargıtayın bir kararında, sözleşme özgürlüğünün bir sonucu olarak daha önce kabul edilen bir hukuki ilişkinin sona erdirilmesinin de mümkün olduğu, sözleşmenin doğal yoldan sona ermesi dışında tarafların akdi ilişkiyi sona erdirebilecekleri açıklanmış ve bu işlemin adı ikale olarak belirtilmiştir. (Yargıtay 15.HD. 02.10.1995 gün, 1995/2259 E, 1995/5181 K.)
İşçi ve işveren iradelerin fesih konusunda birleşmesi, bir taraf feshi niteliğinde değildir. İş Kanununda bu fesih türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklamanın (icap) ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur.
Bozma sözleşmesinde icapta, iş ilişkisi karşı tarafın uygun irade beyanı ile anlaşmak suretiyle sona erdirmeye yönelmiştir. Bu sebeple, ikale sözleşmesi akdetmeye yönelik icap, fesih olarak değerlendirilip, feshe tahvil edilemez (Kılıçoğlu/Şenocak: İş Güvencesi Hukuku, İstanbul 2007 s.99)
Bu anlamda bozma sözleşmesinin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği Borçlar Kanunu hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin bozma sözleşmesi yoluyla sona erdirilmesi, İş Hukukunu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda iş sözleşmesinin yorumunda olduğu gibi genel hükümler dışında İş Hukukunda işçi yararına yorum ilkesi göz önünde bulundurulacaktır.
Bozma sözleşmesinin Borçlar Kanununun 23-31.(TBK’nun 30, 36, 37 ve 38.) maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin bozma sözleşmeleri yönünden titizlikle ele alınması gerekir. Bir işçinin bozma sözleşmesi yapma konusundaki icap veya kabulde bulunmasının ardından işveren feshi haline özgü iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak istemesi ve yasa gereği en çok bir ay içinde işe iade davası açmış olması düşündürücüdür.
İş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu halde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Her şeyden önce bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. İş ilişkisinin bozma anlaşması yoluyla sona erdirildiğine dair örnekler 1475 sayılı İş Kanunu ve öncesinde hemen hemen uygulamaya hiç yansımadığı halde, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı İş Kanunu sonrasında giderek yaygın bir hal almıştır. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla fesih gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin dolanılması şüphesi ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, bozma sözleşmesi yapma konusunda icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır.
Bozma sözleşmesi yoluyla iş sözleşmesi sona eren işçi, iş güvencesinden yoksun kaldığı gibi, kural olarak feshe bağlı haklar olan ihbar kıdem tazminatlarına da hak kazanamayacaktır. Yine 4447 sayılı Yasa kapsamında işsizlik sigortasından da yararlanmayacaktır. Bütün bu hususlar, İş Hukukunda hakim olan ibranamenin dar yorumu ilkesi gibi, hatta daha da ötesinde, ikale sözleşmesinin geçerliliği noktasında işçi lehine değerlendirmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Tarafların bozma sözleşmesinde ihbar ve kıdem tazminatı ile iş güvencesi tazminatı hatta boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklardan bazılarını ya da tamamını kararlaştırmaları da mümkündür. Bozma sözleşmesinin geçerliliği konusunda bütün bu hususlar dikkate alınarak değerlendirmeye gidilmelidir.
Somut olayda Mahkeme, davacının iddialarını kanıtlar nitelikte bilgi, belge ya da tanık ifadesine rastlanmamış olması nedenleriyle davanın reddine karar vermiş ise de, bu kararın yeterli inceleme ve araştırmaya dayandığından söz edilemez. Davacı, geçmiş tarihli belgelerin imzalatılmaya çalışıldığını, imza atmadığı taktirde referans olunmayacağını, başka bir yerde işe girmesinin engelleneceğini, tazminat alamayacağının söylendiğini, bu nedenle belgeleri imzaladığını iddia etmiş, bu iddasını bir kısım mail dökümlerine, resimlere, video kaydına, ses kaydına ve bilirkişi incelemesine dayandırmıştır. Davacı delilerinden mail kayıtlarının istenmediği, ses kaydı ve video kaydı üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı anlaşılmaktadır. Davacı delilleri toplanıp oluşan sonuca göre karar verilmesi gerekirken davacının tüm delilleri toplanmadan eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11/09/2017 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.