Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/4937 E. 2015/10212 K. 03.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/4937
KARAR NO : 2015/10212
KARAR TARİHİ : 03.06.2015

MAHKEMESİ : FOÇA ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/05/2014
NUMARASI : 2013/36-2014/139

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili ile davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde; davalının reşit olmayan oğlunun dava dışı polis memurunu yaralaması neticesinde, müvekkili olan idarenin memuruna tazminat ödemek zorunda kaldığını beyan ederek, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması hakkında kanun ve bu kanuna dayalı olarak çıkartılan yönetmelik gereğince, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 8.470,95 TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte, haksız fiil sorumlusunun aile başkanı olan davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, küçüğün zarar verici eylemi gerçekleştirdiği tarihte davalı babanın cezaevinde olduğu, babanın aile birliğinin başında bulunması gerekirken işlemiş olduğu suç yüzünden hükümlü olarak kendi kusuru ile cezaevinde bulunmasının, ev başkanlığının kendisine yüklediği görev ve sorumluluklardan kurtulması anlamına gelmemesi gerektiği, bilakis küçüğün zarar verici eyleminden sorumluluğunun bulunduğu kabul edildiği, bu sorumluluk türünün kusursuz sorumluluk olduğu,bu nedenle davalının küçüğün zarar verici eyleminden 4721 sayılı TMK 369/1.maddesi gereğince sorumlu kabul edilerek, olay tarihindeki katsayılara göre 2330 sayılı kanun kapsamında ödenmesi gereken ve davalının sorumlu olduğu miktarın bilirkişi aracılığı ile tespit ettirildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne ve 7.968,60 TL tazminatın ödeme tarihi olan 22.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
Davalı tarafın temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dava konusu uyuşmazlık, davalının 04.11.2009 olay tarihinde reşit olmayan oğlu tarafından dava dışı polis memuruna karşı işlediği haksız fiili nedeniyle, davacı idare tarafından dava dışı memuruna 2330 sayılı yasa kapsamında ödenen tazminat miktarının, TMK’nun 369/1. maddesi gereğince davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir
Dava konusu 04.11.2009 tarihinde meydana gelen olay nedeniyle, davalının oğlu hakkında İzmir 1. Çocuk Mahkemesininin 2009/728 E. sayılı dosyasında yürütülen ceza yargılaması sonucunda, 20.05.2010 tarih 2010/411 K. sayılı ilam ile, görevi yaptırmamak için direnme ve kasten yaralama suçların işlediği sabit görülerek cezalandırılmasına dair verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, kararın 21.06.2010 tarihinde kesinleşmiş olduğu görülmüştür.
Dosyanın incelenmesinden; Dava konusu olay tarihi 04.11.2009 tarihi olup, davalı baba 28.05.2001 tarihinde eşini öldürmesi nedeniyle cezaevine girdiği, bu sırada somut olay faili küçüğün aynı gün B… Çocuk sitesine yerleştirildiği, çocuk hakkında İzmir Çocuk Mahkemesinin 20.02.2002 tarih ve 67 sayılı koruma kararı verildiği, çocuğun 2008 yılında İzmir Valiliği Mehlika Ribnikar Koruma Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürlüğü’ne kabul edildiği, davalı babanın 20.12.2011 tarihinde 11 yıllık cezasını tamamlayarak tahliye olduğu, çocuğun 05/03/2012 tarihinde babasına yatılı olarak izinli verildiği anlaşılmaktadır.
TMK’nun 369/1. maddesine göre, ev başkanı ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur. Maddenin açık ifadesinden de anlaşıldığı gibi, üçüncü kişilere verdikleri zararla ev başkanını sorumluluk altına sokanlar; küçük, kısıtlı ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olan kimselerdir.
Hukuk düzeni, ev başkanını koruyucu ve güvenilir kişi; küçükleri, kısıtlıları, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanları korunmaya ve gözetime muhtaç kimseler olarak kabul eder. Bu kişiler, küçüklükleri, tecrübesizlikleri, akli yetersizlik ve dengesizlikleri sebebiyle başkaları için tehlike teşkil ettikleri gibi, aynı şekilde başkaları da kendileri için tehlike oluşturabilir. Velayet ve vesayet kurumlan küçük ve kısıtlıların, ailenin ve üçüncü kişilerin korunması amacıyla konulmuştur.
Ev başkanlığı, aile halinde birlikte yaşayanların idare edilmesine, öncelikle aile üyeleri arasında bir düzenin kurulmasına, bunların yararına olarak birliğin korunmasına hizmet eder. Bununla beraber ev başkanlığı kurumuyla güdülen asıl amaç, gözetime muhtaç aile üyelerine karşı zarara uğramış olan üçüncü kişileri korumaktır. Yani ev başkanlığı yalnız yetkiler veren bir kurum olmayıp, aynı zamanda görev ve sorumluluklar da yükleyen bir kurumdur. Ev başkanı özen ve gözetim görevini yerine getirmemesinden dolayı üçüncü kişiler bir zarara uğramışlarsa, bu zararı tazminle sorumludur. Ev başkanının TMK. 369/1 ‘den doğan sorumluluğu, her şeyden önce şahıs itibariyle sınırlıdır. Başka bir deyişle ev başkanı, sadece küçük ve kısıtlıların haksız davranışları ile başkalarına verdikleri zararlardan sorumludur.

Kural olan, kusurlu davranıştan sadece failin sorumlu kılınması ve bundan doğacak sonuçlara da bizzat onun katlanmasıdır. Cezai sorumlulukta bu ilke “kusurun şahsileştirilmesi” prensibi ile kabul edilmiştir. Aynı ilke, kural olarak hukuki sorumlulukta da geçerlidir. BK. m. 41 ‘de ( 6100 sayılı TBK’nun 49. md.) ifadesini bulan bu ilke gereğince,herkes “Gerek kasten, gerek ihmal ve teseyyüp veya tedbirsizlikle haksız bir “surette” başkalarına verdiği zararı tazminle yükümlüdür.
Bununla beraber pozitif hukuk düzenleri bu tabii hukuk kurallarına bazı istisnalar getirmişlerdir. Söz konusu istisnalara, daha çok sorumlu kişilerin zarar verenle belirli veya kişisel bir ilişki içinde bulunduğu hallerde yer verilmiştir. İşte, hukuk sistemimizde başkasının eyleminden sorumluluğu düzenleyen ayrık hükümlerden biri de MK. m. 369/1’dir.
MK. m. 369/1 toplumsal hayatta büyük bir pratik ve hukuki ihtiyaca cevap vermektedir. Çocukların bilerek veya bilmeyerek birbirlerinin beden bütünlüğüne ve şahsiyet haklarına saldırıda bulunmaları rastlanılan olaylardandır.Bütün bu durumlarda, küçük temyiz kudretine sahip ise verdiği zarardan bizzat sorumludur. Ancak, birçok durumda mal varlığı olmadığı için fiilen, birçok durumda ise hem mal varlığı, hem de haksız fiil ehliyeti olmadığı için gerek fiilen, gerekse hukuken sorumlu tutulmaları söz konusu olamamaktadır. Kaldı ki, özen ve gözetime muhtaç kimseleri şahsen sorumlu tutmak mümkün olsa bile, zararın tamamını tazmin ettirmek olanağı her zaman bulunmayabilir. Çünkü temyiz kudretleri yoksa zarar veren aile üyeleri ancak hakkaniyet gereğince sorumlu tutulabilirler ( BK. m. 54, TBK. 65. ). Oysa. hakkaniyet ölçüsü bazı hallerde uğranılan zararın tamamının tazminine imkan vermez. Zira, hakkaniyet sorumluluğunda zarar verenin ekonomik durumu elverdiği ölçüde zarar tazmin edilir. İşte bu tür fiili ve hukuki imkansızlıklar küçük, kısıtlı akıl hastası veya akıl zayıfı aile üyelerinin davranışlarından zarar gören kimselere karşı başka bir şahsın sorumlu kılınması ihtiyacını doğurmuştur. Gerçekten. çok sık meydana gelen bu olaylarda, toplumu savunmasız bırakmamak; onu, küçüklere, kısıtlılara, akıl hastası ve akıl zayıflarına karşı korumak gerekir. İşte toplum yaran ve işlerin güvenle yürütülmesi ilkesi, zarar veren bu kimselerin yanında, başka birinin de sorumlu tutulmasını zorunlu kılmıştır.
Türk Hukuk sisteminde ev başkanının sorumluluğu kusura dayanmaz. Diğer bir anlatımla bu sorumluluk kusursuz sorumluluktur. Medeni Kanun’un sözü edilen maddesinde öngörülen ana ilke ev başkanının gözetimindeki özen ödevini yapmamasıdır.
Ev başkanının sorumluluğunun ilk şartı, gözetime muhtaç bir aile üyesinin zararlı bir davranışta bulunmasıdır. Zararlı davranış olumlu hareketlerle olabileceği gibi olumsuz hareketlerle de yaratılır. Olumsuz davranış, başkasını zarardan korumak için bir harekette bulunmak yükümlülüğünün mevcut olmasına rağmen böyle bir davranışta bulunulmadığı zaman söz konusu olur. Bununla birlikte, zararlı davranışlar içinde en çok görüleni olumsuz davranışlardır.
MK. m. 369/1 ‘in uygulanabilmesi için herşeyden önce ortada bir zararın bulunması gerekir. Gözetime muhtaç aile üyelerinin sebep oldukları zararın çeşidi, ev başkanının sorumluluğu bakımından önemli değildir. Zira, ev başkanı gözetimi altındaki kişilerin üçüncü kişilere verdikleri her türlü zarardan sorumludur.

Ev başkanının kendine düşen özen ve gözetim görevini yerine getirip getirmediği, zarar verici olayın özelliklerine göre belirlenmelidir. Her olayın gerektirdiği tedbirler, herşeyden önce, kendi şartları içinde düşünülmelidir. Bu bakımdan, ev başkanının alması gereken tedbirler olaydan olaya göre değişebilir. Örneğin, zarar verici olayın gerekli kıldığı tedbirler duruma göre sadece eğitmek, öğüt ve talimat vermek, uyarı, ihtar ve yasaklamak şeklinde olabileceği gibi, bunların izlenmesi ve kontrol edilmesi şeklinde de olabilir. Bununla beraber, zarar verici olay ve tehlikeye dikkat çekmek, bilgi vermek ve aydınlatmak, duruma göre tehlikeli şeyleri ortadan kaldırmak, atmak veya muhafaza altına almak da somut olayın gerektirdiği tedbirler çerçevesinde düşünülebilir. Tüm zarar verici eylemlerde ev başkanına düşen tedbirler, genel ilkeler içinde düşünülmelidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 369/1. maddesinde, ev başkanının alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe, ev halkından olan küçüğün ve sayılan diğer kişilerin verdiği zarardan sorumlu olacağı benimsenmiştir. Bu benimsemenin nedeni, hukuk düzeninin, ev başkanını koruyucu ve güvenilir kişi, küçüğü ise, korunmaya ve gözetime muhtaç kimse olarak kabul etmesidir.
Somut olayda, haksız fiil faiili olan çocuk 20.09.1994 doğumlu olup, olay 04.11.2009 tarihinde gerçekleşmiştir. Davalı baba ise 2001 yılında eşini öldürmesi nedeniyle cezaevine girmiş, bu tarihte yaklaşık 7 yaşında olan çocuk bakım yurduna verilmiş, olayın olduğu tarihte de bakım ve rehabilitasyon merkezi müdürlüğünde bulunmaktadır. Davalı,davaya konu olaydan çok sonra 20.12.2011 tarihinde cezaevinden tahliye olmuştur.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular karşısında, somut olayda, haksız fiil faili olan çocuğun, olay tarihinde ve öncesinde, Bakım ve Rehabilitasyon merkezi Müdürlüğünde olduğu, davalı babanın ise cezaevinde olduğu sabittir. Buna göre; küçüğün eylemli olarak evin mensubu olmaktan çıktığı, başka bir ifadeyle, davalı baba ile aralarındaki bağımlılık ilişkisinin kesildiği, ve davalının ev başkanı sorumluluğu durumunun sona erdiğinin kabulü gerekmektedir.
Hal böyle olunca; somut olayda, davalı ile dava konusu olay tarihinde reşit olmayan oğlu arasında, olayın meydana geldiği yer ve tarih itibariyle, bir bağımlılık ilişkisinden söz edilemeyeceği, davalının tüm özeni göstermiş olsa dahi olayın oluşunu ve zararı engelleyemeyeceği, davalının TMK’nun 369/1. madesi kapsamında, somut olaydan kaynaklanan sorumluluğu söz konusu olmayacağı kabul edilerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi, usul ve yasaya uygun görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.