YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/6226
KARAR NO : 2015/12428
KARAR TARİHİ : 03.07.2015
Davacılar Z.. Ç.. v.d. ile davalı M.. Ç.. aralarındaki adi ortaklıktan ve miras ilişkisinden doğan davasına dair Kütahya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 12/06/2012 günlü ve 2011/135 E.- 2012/164 K. Sayılı hükmün onanması hakkında dairece verilen 12/02/2015 günlü ve 2014/21377 E.- 2015/2161 K. sayılı ilama karşı davacılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; müvekillerinin murisi Yılmaz ile kardeşi davalı arasındaki adi ortaklık sözleşmesi ile …. Yağ Sanayi’nin (½ pay) ortak olduklarını, Yılmaz’ın 16/11/2010 tarihinde vefat ettiğini, 2011/11 D. iş dosyası ile ortaklığa ait 29.136 TL lik ticari mal ile 43.105.40 TL lik makine büro malzemeleri olduğunun belirlendiğini, davalının bu iş yerinde tek başına ticari faliyete devam ettiğini, müvekillerine herhangi bir gelir ödemediğini ve onları iş yerine sokmadığını, murisinde sağlığında işçi gibi çok düşük ücretle çalıştırıldığını, iş yerinin isim hakkı nedeniyle de ödeme yapılmadığını, işletmenin bulunduğu taşınmazda murisin 1/3 hisesine rağmen davacılara kira ödenmediğini, bunların dışında; murise davalının müşterek murisleri olan baba İzzet ve anne Zehra’dan kalan önemli miktarda mal varlığı ve parayı davalının idare ettiğini, Yılmaz’a sağlığında herhangi bir ödeme yapılmadığını, kök muristen aynı miktarda mal kaldığı halde davacıların mağduriyet yaşadıklarını ileri sürerek şimdilik 20.000 TL’nin 16.11.2010 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevabında; Yılmaz’ın ölümü ile adi ortaklığın sona erdiğini, davalının defalarca davacılara çağrıda bulunarak ortaklığa devam etmek üzere işlem yapmalarını, istemeyeceklerse dükkan kirası için sözleşme düzenlemeyi, dükkanda kalan malların ve demirbaşların yarı bedelinin tesbit raporuna itirazları nedeniyle netleştikten sonra ödenebileceğini, kök murislerinden kalan mallara ilişkin Yılmaz’ın sağlığında dava açmadığını, davacıların talep hakkı bulunmadığı, zamanaşımı süresininde geçtiğini, mağduriyet iddialarının yersiz olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; miras nedeniyle alacak davasının zamanaşımı nedeniyle reddine; adi oratklığın ortak Yılmaz’ın ölümüyle sona erdiği, dava dilekçesinde Yılmaz’ın ölümünde önceki dönem için herhangi bir alacaktan bahsedilmediğini, ölüm nedeniyle yapılan delil tespiti dosyasına dayanılarak taraflarına bir gelir ödenmediğinden bahsedildiği, adi ortaklığın tasfiyesi istenmeden gelirden payı istenemeyeği gerekçe gösterilerek adi ortaklıktan kaynaklanan davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacılar vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 12/02/2015 gün ve 2014/21377 -2015/2061 saylı kararı ile onanmış, onama kararına karşı davacılar vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Davada; adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve kök murislerden intikal eden miras nedeniyle alacak olmak üzere iki ayrı istem mevcutur.
1- Miras nedeniyle alacak davası yönünden;
6100 saylı HMK’nun 167 madde hükmüne göre “ Mahkemece, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verilebilir.
Aralarında HMK m.57 veya HMK’nun 166/4 anlamında bir bağlantı bulunmadığı halde mahkeme, talep üzerine veya kendiliğnden davaların ayrılmasına karar vermek zorundadır. Çünkü, aralarında böyle bir bağlantı bulunmayan davalı hakkında tahkikatın (yargılamanın) birlikte iyi bir şekilde yürütülmesi imkansızdır. Tahkikatın (yargılamanın) iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış fakat aralarında m.57 veya m.166/4 anlamında bağlantı olmayan davaların ayrılması bir zorunluluktur.
Somut olayda, davacının miras nedeniyle alacak talebine ilişkin davanın niteliği, sonuçları ve HMK m.57 veya HMK’nun m.166/4 maddesi anlamında bir bağlantı bulunmaması nedeniyle, bu davanın tefrik edilecek ayrı bir esasa kaydedilip sonuçlandırıması gerekirken, birlikte görülüp sonuçlandırması doğru görülememiş hüküm bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebi yönünden ise; TBK. m. 639/2. (BK. m. 535/2 ) göre; sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi konusunda bir hüküm yoksa, ortaklarda birinin ölmesiyle” oratklık sona erer.
Somut olayda, davacıların murisi Yılmaz ile kardeşi olan davalı arasında 28/12/2008 tarihinde, 5 yıl süreli, uğraş konusu ….Yağ Sanayi olan, kar ve zararın %50- %50 belirlendiği yazılı ortaklık sözleşmesi mevcuttur. Davacıların murisi Yılmaz, ortaklık sözleşmesinde belirlenen 5 yıllık süre dolmadan 16/11/2010 tarihinde ölmüştür. Sözleşmede, ölüm halinde ortaklığın devam edeceğine ilişkin hüküm bulunmadığı gibi, miraşçılarıyla da devam etmediği, davalının tek başına idare ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı vekili yargılamada 04/10/2011 tarihli celsede “ … adi ortaklık tasfiyesi ile ilgili alacaklarının mevcut olduğu” beyanıyla açıkça tasfiye istendiğini ifade etmiştir.
Bu durum karşısında, ortağın ölümü ile adi ortaklık sona ermiş olup, davacı tarafça ortaklığın tasfiyesi ve bu durum sonucunda doğan alacaklarının istenebileceği, davacının tasfiye talebinde bulunduğu, davanın adi ortaklığın tasfiyesine, kar payı talebine ilişkin olduğunun kabulu gerekir. Mahkemece, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı ve 642. vd. maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanması gerekmektedir.
Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.
Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir.Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.
Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; “Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.”.
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise ” Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.” hükmü yer almaktadır.Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK’ nun 642. md.)
Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; “Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.” hükmünü ihtiva etmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK’nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse,değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK’nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Hal böyle olunca; mahkemece, davanın esasına girilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Ne varki; mahkeme kararının yukarıdaki gerekçelerle bozulması gerekirken zuhulen onandığı anlaşılmakla, davacılar vekilinin karar düzletme isteminin kabulü ile dairemizin 12.02.2015 gün ve 2014/21377 -2015/2161 saylı onama karının kaldırlarak mahkeme kararının BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme hacının istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 03.07.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.