Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2011/11031 E. 2012/13475 K. 25.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/11031
KARAR NO : 2012/13475
KARAR TARİHİ : 25.09.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … ve diğeri vekili Avukat Mehmet Nuri Aytekin tarafından, davalı … Gaz. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğeri aleyhine 22/11/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 12/05/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur.
Davacılar, dava konusu edilen köşe yazısında kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek uğradıkları manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuşlardır.
Davalılar, dava konusu edilen yazının konusunun davacılar olmadığı, dava konusu edilen bazı bölümlerinin bütünden ayrı değerlendirilemeyeceği, yazının bütünü itibari ile hukuka uygunluk kriterlerine haiz olduğunu savunarak davanın reddini istemişlerdir.
Yerel mahkemece, yazı içeriğinde davacılara yönelik olarak söylenen “Kamuflaj amaçlı söylemleri ve dezenformasyon misyoneri” deyimlerinin davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu kabul edilerek istemin bir bölümü kabul edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu, “Nedir? Ne Değildir? başlıklı köşe yazısında, Türkiye’nin bazı dış politik konularının ele alındığı, davalı köşe yazarının gündemdeki konulara yönelik yorumlarını dile getirdiği anlaşılmaktadır.
Somut olaya gelince; yerel mahkemece davacıların kişilik haklarına saldırı olarak nitelenen, yazı bütünü içinden çıkartılan “Kamuflaj amaçlı söylemler, ve dezenformasyon misyoneri” deyimlerinin davalı yazarın ele aldığı konular üzerine getirdiği yorum ve eleştirileri olup, dezenformasyon teriminin bilgi çarpıtma anlamına geldiği, davacılara yönelik saldırı kastı bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Şu durumda, davalı köşe yazarının ele aldığı konulara yönelik eleştiri sınırları içinde kalan dava konusu edilen yazısının davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığının kabulü ile istemin tümden reddi yerine kısmen kabulü doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/09/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.