Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2011/5127 E. 2012/7744 K. 03.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5127
KARAR NO : 2012/7744
KARAR TARİHİ : 03.05.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … tarafından, davalı … aleyhine 18/06/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 15/02/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, asılsız ihbarlar ile davalıyı şikayet ettiği gerekçesi ile davalının kendisi hakkında şikayetçi olduğunu, hakkında yapılan soruşturma sonunda takipsizlik kararı verildiğini ileri sürerek haksız şikayet nedeni ile uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı, davacı ile aralarında bazı ihtilafların bulunduğunu, davacının babasını kaçak inşaat yapması nedeni ile şikayet ettiğini, kendisi hakkında değişik isimler ile verilen şikayet dilekçeleri bulunduğunu ancak dilekçede yazılı isimde kimse bulunmadığını, davacı ile arasında ticari rekabette bulunduğundan şikayetlerin davacı ve ailesi tarafından yapıldığını düşündüğünü belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davalının davacı hakkında şikayeti, anayasal hak niteliğinde bulunan şikayet hakkının kullanımı olarak değerlendirilerek istemin reddine karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Dosya arasında bulunan Ömerli Cumhuriyet Savcılığının 2009/180 sayılı soruşturma dosyası sonunda; “…davalı hakkında yapılan şikayetler üzerine 5015 sayılı yasaya aykırı olarak kaçak petrol ticareti yapmak isnadıyla kamu davası açıldığı ve davalının mahkumiyetine karar verildiği, yine aynı isnat ile ilgili bir başka soruşturmanın daha devam ettiği, şu durumda davalının iddia ettiği gibi ortada asılsız ihbar bulunmadığı, bununla birlikte davalı hakkında ihbarda bulunan kişinin davacı olduğu da ispat edilemediğinden iftira suçunun unsurları oluşmayıp davacı hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına…” karar verildiği anlaşılmaktadır.
Şu durumda, davalı hakkında yapılan şikayetler sonucu kamu davası açıldığı ve hatta davalının mahkum olduğu belirtilmiş bulunmasına göre ihbarların asılsız olmadığı, ihbarda bulunanların da davacı olduğu yönünde hiçbir delil olmadığına göre davalının davacıya yönelik hakkında asılsız ihbarlarda bulunduğu gerekçesi ile şikayetçi olmasında yeterli emare bulunmadığı, haksız şikayetin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu sonucuna varılarak davacı yararına uygun bir tutarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken istemin tümden reddi doğru olmayıp kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 03/05/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.