YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/11424
KARAR NO : 2018/18322
KARAR TARİHİ : 07.11.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, müvekkiline ait 492 ada 2 parsel sayılı taşınmaza yönelik davalı Maliye Hazinesi tarafından açılan Tapu İptal ve Tescil davasının reddine karar verildiğini, verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek 10.09.2013 tarihinde kesinleştiğini, bu süre zarfında iki katlı ev vasfındaki taşınmaza komşu Polis Karakolu bahçesinden evin duvarı yıkılarak çatıya yaptırılan iki adet kulübede nöbet tutulduğunu, bundan dolayı dairelerin kiraya verilemediğini, tapu iptal ve tescil davasının kesinleşmesine müteakip duvarın tamir edilerek çatıda bulunan kulübelerin de kaldırıldığını, eski hale getirme nedeni ile müvekkilinin zarara uğradığını belirterek fazlaya fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL ecrimisil ve tazminat bedelinin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “Yapılan keşifte yeniden yapılması nedeniyle tazminat niteliğinde bedeli talep edilen duvarın maliyetinin 335 TL olduğu tespit edilmiş olup, davacı vekili davanın sürüncemede kalmaması için gerçek bedel olmamasına rağmen bu bedel esas alınarak karar verilmesini talep ettiğinden itirazı değerlendirilmemiş ve bu bedel esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Ecrimisil talep etmek için kendisinden ecrimisil talep edilen kimsenin bahse konu taşınmazı kötüniyetle kullanması ve yararlanması gerekmektedir. Oysa dava kapsamından anlaşılacağı üzere davalının bahse konu taşınmazın mülkiyeti konusunda sahiplik iddiası bulunup, mülkiyetin kime ait olduğu konusunda uyuşmazlığın ancak …Asliye Hukuk Mahkemesinin… esas ve 2013/47 karar sayılı kararı ile çözümlendiği göz önüne alındığında ecrimisil talebinin kabulü için gerekli şartların oluşmadığı..” gerekçeleriyle davanın Kısmen kabulüne, 335 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin ise reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı ve davalı vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK’nin 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı). 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup, bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Ne var ki somut olayda; dava konusu taşınmaza haksız olarak hangi kurum veya tüzel kişi tarafından müdahale edildiği mahkemece tam olarak tespit edilmemiştir.
Hal böyle olunca, iddia ve savunma doğrultusunda çekişme konusu taşınmaza hangi kurum veya tüzel kişi tarafından müdahale edildiğinin tereddüte mahal bırakılmayacak şekilde belirlenmesi ondan sonra varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davalı Hazine aleyhine hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 07.11.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.