YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6626
KARAR NO : 2020/7230
KARAR TARİHİ : 16.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde, 269 ada 30 parsel sayılı taşınmazda bulunan müvekkiline ait 24 numaralı dükkan ile davalıya ait 23 numaralı dükkan arasındaki duvarın örülmesi sırasında davacıya ait dükkana 2 metre tecavüz edildiğini belirterek, elatmanın önlenmesini ve ecrimisil talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, dükkanların önceden bir bütün olduğunu, 23 numaralı dükkanı davacının kardeşinden satın aldığını, duvarın bizzat davacı tarafından örüldüğünü iddia ederek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın elatmanın önlenmesi yönünden kabulüne, ecrimisil yönünden feragat nedeniyle reddine, davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden 4.774,80 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildikten sonra, davacı vekilinin talebi üzerine mahkemece 20/06/2016 tarihli tashih şerhi ile 8.600 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talebine ilişkindir.
1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut olayda uyuşmazlık 269 ada 30 parsel sayılı taşınmazda bulunan 24 numaralı bağımsız bölüm ile 23 numaralı bağımsız bölüm arasındaki duvarın onaylı mimari projeye uygun şekilde geçirilip geçirilmediği, geçirilmemiş ise kusurun kimde kaynaklandığı ve elatma olup olmadığına ilişkindir. Davacı kendisine ait 24 numaralı dükkan ile davalıya ait 23 numaralı dükkanın önceden bir bütün olduğunu, 23 numaralı dükkanın kardeşine ait olduğunu daha sonra davalıya sattığını, aradaki duvarın kendi dükkanına elatılacak şekilde geçirildiğini belirterek elatmanın önlenmesini ve ecrimisil talep etmiş, yargılama sırasında ecrimisil talebinden vazgeçmiştir. Davalı ise aradaki duvarın bizzat davacı tarafından yapıldığını, kendisinin müdahalesinin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmaz başında keşif yaparak, bilirkişi raporuna göre karar verilmiş ise de, yapılan araştırmanın hüküm kurmaya elverişli olduğu söylenemez. Dava konusu taşınmaza ilişkin mimari proje ve tadilat projesindeki durum ile fiili durumun bilirkişi ve mahkemece yeterince tartışılmaması, krokide işaretlenerek belirlenmemesi, davalı tanık deliline dayandığı ve son celse tanıkları hazır olduğu halde Mahkemece dinlenmeyerek taraf delillerinin toplanmaması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de; 6100 sayılı HMK’nin 294 ila 297. maddelerinde hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. 297/2 maddesinde ise hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.
Hükmün tavzihi ile tashihi şartları ise HMK’nin 304. ve 305. maddelerinde düzenlenmiş olup; tashih için karar içeriğinden anlaşılan ancak basit hesap ya da yazım hatası nedeniyle hükümde oluşan bir hatanın bulunması; tavzih için ise, açık olmayan ya da birbiriyle çelişkili olan hüküm kısımlarının bulunması gerekmektedir. Bu itibarla, ne tavzih ne de tashih yoluyla, mahkeme kararında yer almayan yeni bir yükümlülüğün taraflara yüklenmesi ya da bir hakkın taraflara sağlanması mümkün değildir. Anılan Kanun’un 305/2. maddesinde de “Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez.” denilmek suretiyle bu husus açıkça ifade edilmiştir.
Somut olayda mahkemece gerekçeli kararda davanın kısmen kabulüne karar verildikten sonra, davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden davacı lehine önce 4.774,80 TL vekalet ücreti takdir edildikten sonra, davacı vekilinin talebi üzerine davacı lehine tashih yoluyla 8.600 TL vekalet ücretine hükmedilmesi hükmün değiştirilmesi mahiyetinde olup, yapılan tashih işlemi usule aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1. bentte açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının REDDİNE, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 16.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.