YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/141
KARAR NO : 2020/1330
KARAR TARİHİ : 13.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı-birleşen dosyada davalı … vekili, davalı-birleşen dosyada davalı …Ş. vekili ve davalı-birleşen dosyada davalı TMSF vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen, dava konusu taşınmazda bulunan yapı ve ağaçların vekil edeni tarafından yapıldığını belirterek muhdesatın tespitini talep ve dava etmiştir.
Birleşen dosyada davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava konusu taşınmazda bulunan yapılar ve ağaçların vekil edeni tarafından yapıldığını belirterek muhdesatın tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, asıl davanın kabulüyle, 2336 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 02.03.2015 tarihli fen bilirkişisi rapor ve krokisinde B harfi ile gösterilen kısım içinde bulunan ağaçlar ve duvarın davacıya ait olduğunun tespitine, tapunun beyanlar hanesine yazılmasına; birleşen davanın kabulüyle, 2336 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 02.03.2015 tarihli fen bilirkişisi rapor ve krokisinde C harfi ile gösterilen kısım içinde bulunan ağaçlar, havuz ve villanın davacıya ait olduğunun tespitine, tapunun beyanlar hanesine yazılmasına karar verilmiştir. Hüküm, davalı …Ş. vekili, davalı TMSF vekili ve davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı …Ş. vekili, davalı TMSF vekili ve davacı … vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Diğer temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
a. Mahkemece, hüküm fıkrasının 1. paragrafında ”…B ile işaretli kısım içerisinde bulunan ağaçlar ve duvarın davacıya ait olduğunun tespitine…” 2. paragrafında da ”… C ile işaretli kısım içerisinde bulun ağaçlar, havuz ve villanın davacıya ait olduğunun tespitine…” karar verilmiştir. Bu haliyle hükmün, açık, anlaşılır ve infaz edilebilir şekilde tesis edilmediği anlaşılmaktadır. T.C. Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. 6100 sayılı HMK’nin 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün, açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi, muhdesatların da tek tek kararda tereddüte mahal bırakmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir. Ne var ki; dava konusu 2336 parselde B ve C harfi ile gösterilen özellikle ağaçların cins ve adedi yönünden Mahkemece verilen kararın infaza elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
b. Davacı vekilinin dava dilekçesindeki dava konusu kavak ağaçlarının niteliği itibariyle, belli bir süre arz üzerinde kaldıktan ve belli bir büyüme süresine geldikten sonra kesilecek ağaç türlerinden olduğu, ticari maksatla dikilen ve olgunlaştığında yani bir süre sonra kesilip yararlanılmak üzere dikilen kavak ve söğüt gibi ağaçların taşınmazın mütemmim cüzü yani tamamlayıcı parçası niteliğinde kabul edilmediği, 22/12/1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında ise, muhdesatın, mütemmim cüz niteliğinde olduğu, bir başka deyişle geçici ve taşınabilir olmaması ve taşınmaza sıkı sıkıya bağlı bulunması gerektiğini söylemenin yanlış olmayacağının vurgulandığı, kavak ve söğüt gibi ağaçların ise muhdesat niteliğinde olmadığı, taşınır hükümlerine tabi mal niteliğinde olduğu, Mahkemece davanın kavak ağaçları yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi de doğru olmamıştır.
c. TMK’nin 1006. maddesinde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009, 1010 ve 1011 maddelerinde hangi hakların şerh edilebileceği, 1012 maddesinde ise taşınmaz eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Açıklanan bu hükümlerin istisnası niteliğindeki 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19. maddesinin birinci fıkrasında ise, tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde, mevcut ve her türlü takyit ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, ikinci fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Kadastro Kanunu’ndaki bu ayrık hüküm dışında Kanunlarımızda ve Tapu Sicil Tüzüğü’nde taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başkaca bir hüküm de bulunmamaktadır. 3402 sayılı Kanun’un 33. ve aynı Kanun’un 19. maddesi genel hüküm niteliğinde olmadığından eldeki davada uygulanmaz. Açıklanan bu nedenle, Mahkemece, muhdesatın tapunun beyanlar sütununa tesciline karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davalı …Ş. vekili, davalı TMSF vekili ve davacı … vekilinin temyiz itirazları yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine ve HUMK’un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden … ve … A.Ş.’ye ayrı ayrı iadesine, 13.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.