YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/25670
KARAR NO : 2020/11491
KARAR TARİHİ : 12.10.2020
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili ve dahili davalılar …, …, … vekili tarafından tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı …’a ait işyerinde çalıştığını, iş akdinin davalı işverence haksız bir şekilde sonlandırıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı alacağını istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalılar vekili, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, Mahkeme’nin 2013/308 esas sayılı kararı ile davacının 01.01.2000 – 30.04.2010 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdine bağlı olarak asgari ücret ile çalıştığı hüküm altına alınmış ve anılan karar Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 16.11.2015 gün 2015/2143-20316 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, hesap bilirkişisinden 28.03.2016 tarihli rapor alınmış ve rapor içeriğinin denetime elverişli olduğu, dava dilekçesi ve ekleri, ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu kayıt ve belgeleri, Mahkeme’nin 2013/308 esas sayılı kararı, davacı ve davalı tanıklarının anlatımları ile tüm dosya içeriği bir bütün halinde değerlendirildiğinde; iş akdinin haklı nedenle sonlandırıldığını ispat külfeti davalı tarafta olup, tüm dosya kapsamı nazara alındığında davalı tarafın ispat yükümlülüğünü yerine getiremediğinden iş akdinin davalı tarafca haklı neden olmaksızın sonlandırıldığı, davacının kıdem tazminatı hakkının bulunduğu vicdani kanaatine ulaşılmış, Mahkeme’nin 2013/308 esas sayılı kesinleşen kararında davacının ücretinin asgari ücret olarak tespit edilmesi de nazara alınarak, yapılan tahkikat sonucu ulaşılan kanaate uygunluğu nedeniyle, açık ve denetime elverişli hesap bilirkişisi raporu esas alınmak suretiyle hüküm kurulduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili ve dahili davalılar …, …, … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalılar …, …, Nihan Çağlayan’ın tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 esas, 2008/24515 karar).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta, hesaba esas ücret meblağı bakımından;
Eldeki hükümde asgari ücret esas alınmıştır. Hizmet tespiti davasında 2010 yılına kadar hizmet tespiti yapılmış ve günlük asgari ücret ile çalıştığı kabul edilmiştir. Ancak, davacının hizmet dökümü cetvelinde de çalışması göründüğünden eldeki davada fesih tarihi 2011 yılı için kabul edilmiştir. Hizmet tespiti davası 2011 yılını kapsamadığından hizmet tespiti davasının kapsadığı dönemde asgari ücret kabul edilmesi fesih tarihinde de asgari ücret kabul edilmesini gerektirmemektedir.
Davacının işi ve çalıştığı tarihler ile fesih tarihi açıkça belirtilerek davacının alabileceği ücret miktarı hakkında emsal ücret araştrırması yapılmalı, davacı vekilinin bilirkişi raporuna itiraz dilekçesindeki günlük 100,00 TL ücret iddiası da değerlendirilmeli, var ise davacının/ vekilinin diğer beyanlarındaki talebiyle bağlılık ilkesi de göz önüne alınarak davacının ücreti denetime elverişli şekilde irdelenip belirlenerek sonuca gidilmelidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 12/10/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.