Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2016/5827 E. 2019/15113 K. 08.07.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/5827
KARAR NO : 2019/15113
KARAR TARİHİ : 08.07.2019

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının 08/03/2010 tarihinden itibaren iş sözleşmesinin 31/03/2014 tarihine kadar kesintisiz olarak davalı iş verenlikte malzeme hareket bölümünde depo elemanı olarak çalıştığını, 31/03/2015 tarihinde davalı işverenlik performans düşüklüğü ve rapor alması gerekçe gösterilerek fesih edildiğini, ayrılış kodu SGK ya “4” olarak bildirildiğini, davacının kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmediğini, davacının hak kazandığı kıdem ve ihbar tazminatının alacaklarının tahsili için Kocaeli 1. İş Mahkemesinin 2015/3248 sayılı ile takip başlatıldığını, davalı taraf bu takibe itiraz ettiğini, takibe konu alacaklara hak kazanıldığı durumu tartışmasız olduğunu, iş sözleşmesi geçerli nedenle son erdirilen işçinin feshe bağlı alacakların ödenmesi yasa gereği olduğunu, davacıya ihbar öneli tanınmadığını ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve takip konusu alacakların %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, 08/03/2010 tarihinden iş akdini fesih edildiği tarihe kadar depo elemanı olarak çalıştığını, davacının son 1 yıldır sık sık rapor alarak işe devam etmediğini, belirterek toplamda 233 gün istirahat aldığını, davacının bu şekilde rapor alması diğer işçileride olumsuz olarak etkilediğini, davalı işverenin tüm çalışanlara duyuru yaptığını, işçilere fazla mesai, işverene de maddi külfet yaratması gibi olumsuzluklara yol açtığını, çalışan yetersizliğinden kaynaklanan geçerli sebebe bağlı olarak sona erdirileceğinin paylaşıldığını, bu duyurun davacı dahil tüm çalışanlara imzalatıldığını, davacının yaptığı kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hesabında maaş bordrosu esas alınmadığını, icra inkar tazminatı talebinin reddinin gerektiğini, kıdem ve ihbar tazminatı talepleri likit olarak sayılamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının 09/03/2010- 31/03/2015 tarihleri arasında davalı iş yerinde çalıştığı, iş akdinin davalı işveren tarafından geçerli sebebe dayalı olarak fesih edildiği bu nedenle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı ve dosyadaki bordrolarda dikkate alınarak bilirkişi raporunda kıdem ve ihbar tazminatının hesaplandığı ve yapılan hesaplamanın dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun olduğu gerekçesiyle, davalı tarafından Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü’nün 2015/3248 Esas sayılı dosyasında yapılan itirazın iptaline, davalı tarafın asıl alacak miktarının % 20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Savunma hakkı Anayasa’mızın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.
İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır.
Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın “açıklama ve ispat hakkı”nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.
Somut uyuşmazlıkta, davalı vekili cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmış, 23.07.2015 tarihli ön inceleme duruşmasından önce 20.07.2015 havale tarihli dilekçesi ile iki adet tanığın isim ve adresini bildirmiş, ön inceleme duruşmasında davalı vekili tanık dinletme talebinde bulunmuş, mahkemece bu talep “dosya kapsamı mevcut delil durumu dikkate alındığında, HMK 241 maddesi gereğincede bu aşamada davalı tanıkların dinlenmesine yer olmadığına” gerekçesiyle reddedilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 241. Maddesine göre mahkeme gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir ise de mahkemenin tanıkları dinlemeden, delilleri toplamadan başlangıçta tanıklar bakımından sınırlama getirme yetkisi yoktur.
Mahkemece, davalının hiç bir tanığı dinlenmeden HMK’nın 241. maddesinden söz edilerek karar verilmesi ispat hakkının kısıtlanması mahiyetindedir. Uygulanan bu usul açıkça hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde olup tek başına bozma nedenidir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 08/07/2019 gününde oybirliği ile karar verildi.