Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/1053 E. 2021/1715 K. 21.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/1053
KARAR NO : 2021/1715
KARAR TARİHİ : 21.12.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın davacı idare adına tescili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Dargeçit Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davacı idare vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.
2. Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Mardin ili Dargeçit ilçesi Temelli Köyü hudutları dahilinde bulunan 111 ada 7 parsel numaralı taşınmazın 5.229,73 m²’lik kısmı için müvekkil idarece kamulaştırma kararı alındığını, taşınmazın kıymet takdirinin yapıldığını ve öncelikle 2942 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre pazarlıkla satın alma yolunun denendiğini ancak davalı adına yapılan davetiyeye rağmen davalı ile uzlaşma sağlanamadığını belirterek dava konusu taşınmazın değerinin tespitini, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalılar; davaya cevap vermemiştir.
Mahkemenin Birinci Kararı:
6. Dargeçit Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.12.2012 tarihli ve 2012/323 E. 2012/512 K. sayılı kararı ile; taraf beyanları, tapu müdürlüğü, tarım müdürlüğü, kadastro müdürlüğü ve belediye başkanlığı yazı cevapları ile mahallinde yapılan keşif, keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre davanın kabulü ile; dava konusu Mardin ili Dargeçit ilçesi Temelli Köyü 111 ada 7 parselde kayıtlı 5.229,73 m2 miktarındaki taşınmazın baraj yapımı için kamulaştırılacağından bu yerin davalı Tahir Geçer adına olan tapu kaydının iptaline, DSİ adına tesciline, ancak kamulaştırılan taşınmaz baraj gölü rezervuar alanı içerisinde kaldığından 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/C maddesi uyarınca tapudan terkinine, kamulaştırma bedelinin 26.960,11TL olarak tespitine, tespit edilen ve Dargeçit Ziraat Bankasına bloke edilen bu miktarın kararın kesinleşmesi beklenilmeden dava konusu taşınmaz üzerinde haciz ve ipotek vb. şerh bulunması halinde bedele yansıtılarak davalıya ödenmesi için ilgili bankaya yazı yazılmasına karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 17.09.2013 tarihli ve 2013/9777 E. 2013/14353 K. sayılı kararı ile; “…Dava, 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Taşınmaz malın tarım arazisi niteliğinde kabulü ile olduğu gibi, kullanılması halinde getireceği net geliri üzerinden bilimsel yolla değerinin tesbit edilmesi; üzerinde bulunan yapıya da resmi birim fiyatları esas alınıp, yıpranma payı düşülerek ve ağaçlara ise maktuen değer biçilmesi yöntem bakımından doğrudur. Ancak;
1) Davacı idare vekilince düzenlenen kıymet taktiri raporunda dava konusu taşınmazın sulu tarım arazisi olduğu belirtilmesine rağmen hükme esas raporda taşınmazın, kuru tarım arazisi olduğu kabul edilmiştir. Bu husustaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması,
2) Dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan ağaçların yaş, cins ve verim durumuna göre maktu değerlerini gösterir resmi veriler İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerinden getirtilip, bilirkişi kurulu raporunun denetlenmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
3) 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine 6459 sayılı Yasanın 6. maddesi ile eklenen hüküm uyarınca, dava dört ay içinde sonuçlandırılamadığından, belirlenen kamulaştırma bedeline, 14.12.2012 tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için faiz yürütülmemesi,
Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı:
9. Dargeçit Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.05.2014 tarihli ve 2013/535 E. 2014/176 K. sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra) bilirkişi heyetinin 10.12.2012 tarihli raporunda dava konusu taşınmaza %25 objektif değer artışı uygulandığı ve bu durumun Yargıtay incelenmesinde bozma konusu yapılmadığı, ancak ziraat bilirkişi heyetinin 25.03.2014 havale tarihli ek raporunda dava konusu taşınmaza %25 objektif değer artışı uygulanmadığı, objektif değer artışı uygulanmama eksikliğinin re’sen hesaplama yolu ile giderilebileceği, bu nedenle re’sen hesaplama yolu ile dava konusu taşınmaza %25 objektif değer artışı uygulandığı gerekçesiyle davanın kabulüne; dava konusu 111 ada 7 parselde kayıtlı 5229,73 m2 miktarındaki taşınmazın baraj yapımı için kamulaştırılacağından bu yerin davalı Tahir Geçer adına olan tapu kaydının iptaline, DSİ adına tesciline, ancak kamulaştırılan taşınmaz baraj gölü rezervuar alanı içerisinde kaldığından 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/C maddesi uyarınca tapudan terkinine, kamulaştırma bedelinin 39.982,14TL olarak tespitine, belirlenen bedele 14.12.2012 tarihinden itibaren karar tarihine kadar geçen süre için işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı idareden tahsil edilerek davalılara ödenmesine, mevcut dosyada bloke edilen kamulaştırma bedelinin kararın kesinleşmesi beklenilmeden dava konusu taşınmaz üzerinde haciz ve ipotek vb. şerh bulunması hâlinde bedele yansıtılarak mahkemenin 2012/323 esasında kayıtlı kamulaştırma ve el koyma davası sonuçlandıktan sonra bankaya müzekkere yazıldığı anlaşıldığından bu bedelin düşülmesi sonucu kalan 13.022,03TL’nin dahili davalıya ödenmesi için ilgili bankaya müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
11. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 23.12.2014 tarihli ve 2014/22872 E. 2014/31218 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece, uyulan bozma kararı gereğince inceleme ve işlem yapılarak hüküm kurulmuş; karar, davacı idare ile davalılardan … vd. vekillerince temyiz edilmiştir.
Bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Arazi niteliğindeki taşınmaza ekilebilir net ürün gelirine göre değer biçilmek suretiyle çıplak m² birim bedelinin tespitinde ve yaş, cins ve verim durumuna ağaçlara değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bu nedenle davalılardan … vd. vekillerinin temyiz itirazları yerinde değildir.
Davacı idare vekilinin temyizine gelince;
1-Dairemiz bozma kararından önce alınan ve raporu hükme esas kabul edilen bilirkişi kurulunca dava konusu taşınmazın tespit edilen m2 birim bedeline objektif değer artışı verilmemiş, bu konu da Dairemizce bozma nedeni yapılmamıştır.
Bu hususun davalı idare lehine usulü kazanılmış hak oluşturduğu gözetilmeden, %25 objektif değer artışı uygulanmak suretiyle fazla bedele hükmedilmesi,
2-Hükmedilen bedelin 26.960,11 TL’lik kısmına 30.07.2012 tarihinden 27.12.2012 tarihine, kalan kısmına da 30.07.2012 tarihinden son karar tarihine kadar yasal faiz işletilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin Üçüncü Kararı:
12. Dargeçit Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.02.2016 tarihli ve 2015/237 E. 2016/33 K. sayılı kararı ile; Yargıtay bozma ilamında her ne kadar ”ilk bozma kararı öncesinde taşınmazın tespit edilen metrekare değerine objektif değer artışı verilmediği ve bu durumun bozma sebebi yapılmadığı bu durumun davalı idare aleyhine usuli kazanılmış hak teşkil ettiği gözetilmeden bozma sonrasında %25 objektif değer artışı uygulandığı ve fazla bedele hükmedildiği” belirtilse de mahkemece 10.12.2012 havale tarihli ilk bilirkişi raporunda da kamulaştırma yapılan bölgede tarlaların kıt, küçük parsellerden oluşması ve söz konusu taşınmazın Dicle nehrine yakın olması ve ulaşım kolaylığının bulunmaması nedeniyle %25 objektif değer artışının uygulandığı, mahkemece verilen kararın doğru olması nedeniyle bozma kararına uyulduğu ve yine aynı kararın verildiği gerekçesiyle davanın kabulüne; dava konusu 111 ada 7 parselde kayıtlı 5229,73 m2 miktarındaki taşınmazın baraj yapımı için kamulaştırılacağından bu yerin davalı Tahir Geçer adına olan tapu kaydının iptaline, DSİ adına tesciline, ancak kamulaştırılan taşınmaz baraj gölü rezervuar alanı içerisinde kaldığından 3402 sayılı Kadastro Kanunun 16/C maddesi uyarınca tapudan terkinine, kamulaştırma bedelinin 39.982,14TL olarak tespitine, kamulaştırma bedeli davalılara ödenmesine rağmen yasal faize hükmedilmediğinden 26.960,11TL’nin 30.07.2012 tarihinden 27.12.2012 tarihine kadar işleyen yasal faizi ile 13.022,03TL’nin 30.07.2012 tarihinden 06.05.2014 tarihine kadar işleyen yasal faizinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı:
13. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
14. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 29.11.2017 tarihli ve 2016/26814 E. 2017/26522 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme ve işlem yapılarak hüküm kurulmuş; karar, davacı idare ile davalılardan … vd. vekillerince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki delil ve belgelere göre davalılar vekilinin tüm davacı idare vekilinin ise sair temyiz itirazları yerinde değildir.Ancak;
Dairenin 23.12.2014 günlü son bozma ilamında ilk bozma ilamına konu olmayan ve davacı idare lehine oluşan usuli kazanılmış hak zedelenmek suretiyle taşınmazın değerine objektif değer artışı eklenmek suretiyle fazla bedel tespitinin doğru olmadığı belirtildiği halde son bozmaya uyulduğu da gözetilmeksizin yine aynı oranda objektif artışı uygulanarak fazla bedele hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin Dördüncü Kararı:
15. Dargeçit Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.03.2018 tarihli ve 2018/45 E. 2018/121 K. sayılı kararı ile; söz konusu bozma kararında ve bir önceki bozma kararında belirtildiği üzere; mahkemenin kararlarını dayandırdığı 10.12.2012 havale tarihli ilk teknik bilirkişi raporunda, bilirkişilerin zaten %25 objektif değer artışı uyguladığı ve bu şekilde kamulaştırma bedelinin 26.960,11TL olarak tespit edildiği, ilk bozma kararı olan 2013/9777 E. 2013/14353 K. sayılı kararda objektif değer artışına ilişkin bir tespitte bulunulmadığı ve bunun davalı lehine usulî kazanılmış hak oluşturduğu, bu bozma kararından sonra düzenlenen 25.03.2014 havale tarihli teknik bilirkişi raporu ve 22.04.2015 tarihli duruşma tutanağında yine %25 objektif değer artışı uygulanarak kamulaştırma bedelinin 39.982,14TL olarak bulunmasının normal ve yerinde olduğu, ikinci bozma kararında ilgili dairenin neden %25 objektif değer artışı uygulanmaması gerektiğini söylediğinin anlaşılamadığı, ayrıca mahkemenin 2015/237 E. 2016/33 K. sayılı ilamında her ne kadar 2014/22872 E. 2014/31218 K. sayılı ikinci bozma ilamına uyulduğu söylenmişse de burada bir uyma kararının olmadığı, ikinci bozmadan sonraki hiç bir duruşma tutanağında uyma kararı verilmediği, karar duruşmasında da yalnızca ikinci mahkeme kararının tekrar edildiği, bu kararın bir direnme kararı olduğu ve Hukuk Genel Kurulunca incelenmesinin gerekeceği, gerekçeli kararda uyma kararı verildiği şeklindeki ibarenin de maddi hataya dayalı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
16. Direnme kararı süresi içinde davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK:
17. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili istemine yönelik eldeki davada, objektif değer artışının taşınmazın değerine eklenmemesi yönünden davacı idare lehine usuli kazanılmış hakkın oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN
18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle mahkemece verilen 16.02.2016 tarihli ve 2015/237 E. 2016/33 K. sayılı kararın, direnme kararı mahiyetinde mi yoksa bozma kararına uyma sonucu verilen bir karar mı olduğu, buradan varılacak sonuca göre 29.11.2017 tarihli Özel Daire bozma kararı ile bu karara dayalı olarak verilen 30.03.2018 tarihli direnme kararının kaldırılarak mahkemenin 16.02.2016 tarihli kararı yönünden temyiz incelemesi yapılmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiş olup, mahkemece verilen 16.02.2016 tarihli üçüncü kararın direnme kararı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle maddi hataya dayalı Özel Dairenin 29.11.2017 tarihli bozma kararı ile bu karara dayalı olarak verilen 30.03.2018 tarihli direnme kararının ortadan kaldırılmasına oy birliği ile karar verilerek, mahkemenin 16.02.2016 tarihli direnme kararı yönünden esasın incelenmesine geçilmiştir.

IV. GEREKÇE
A- Mahkemenin 16.02.2016 tarihli ve 2015/237 E. 2016/33 K. sayılı direnme kararına yönelik yapılan incelemede;
19. Öncelikle usulî kazanılmış hak ile ilgili şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır.
20. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usulî kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
21. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
22. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E. 1960/9 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukukî alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.
23. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî müktesep hak doğmuştur.
24. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 E. 1988/89 K. sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir…” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.
25. Bu aşamada usulî kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir.
I- Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyle ki; Yargıtay yerel mahkemenin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usulî kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerine ya da kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık ya da zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usulî kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir.
II- Yargıtayın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usulî kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre, içtihadı birleştirme kararları usulî kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni içtihadı birleştirme kararına göre karar verecektir.
III- Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir hâlde de usulî kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir.
IV- Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilirse iptal edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararında olacaktır.
V- Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak resen nazara alınması gereken kesin hükümdedir.
VI- Kamu düzenine aykırılık da usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usulî kazanılmış hak çelişiyorsa bu hâlde kamu düzeninden sayılan hâl usulî kazanılmış hakkın önüne geçecektir. Hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla hak düşürücü süre söz konusu ise usulî kazanılmış haktan bahsedilemeyecektir.
VII- Nihayet son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukukî değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde, yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu hâlde usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması hâlinde, bu hata, usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır.
26. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Mardin ili Dargeçit ilçesi Temelli Köyü 111 ada 7 parsel sayılı taşınmazın, 25.05.2005 tarihli kamu yararı kararına istinaden 31.07.2011 tarihli Orman ve Su İşleri Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 16. Bölge Müdürlüğünün kararı ile bir kısım taşınmazlarla birlikte Ilısu Barajı ve HES Projesi Rezervuar (Göl) alanında kalması nedeniyle kamulaştırılmasına karar verildiği, 28.11.2012 tarihli bilirkişi kurulu raporunda taşınmazın metrekare birim değerinin 3,83TL/m2 olduğu, kamulaştırma yapılan bölgede tarlaların kıt, küçük parsellerden oluşması ve sözkonusu taşınmazın Dicle nehrine yakın olması ve ulaşım kolaylığının bulunması nedeniyle %25 objektif değer artışı uygulanmak suretiyle metrekare birim değerinin 4,78TL olarak hesaplandığı, taşınmazın kamulaştırma değerinin de 24.998,11TL olduğu belirtilmiş, mahkemece ek rapor tanziminin istenmesi üzerine 25.12.2012 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda ağaç bedeli olarak 1.962TL’nin eklenmesi suretiyle taşınmazın kamulaştırma bedelinin 26.960,11TL olarak tespit edildiği belirtilmiştir. Mahkemece objektif değer artışının da hesaplamaya dahil edildiği bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda karar verilmiştir. Özel Dairece verilen ilk bozma kararında ise taşınmazın sulu-kuru arazi yönünden eksik inceleme ile hüküm kurulduğu, ağaçlar yönünden resmi verilerin getirtilerek bilirkişi raporunun denetlenmesi gerektiği ve kamulaştırma bedeline faiz yürütülmemesinin doğru görülmediği gerekçesiyle bozma kararı verilmiş olup, objektif değer artışına yönelik bir değerlendirme yapılmamıştır.
27. Hâl böyle olunca hükme esas alınan bilirkişi kurulunca dava konusu taşınmazın metrekare birim bedeline objektif değer artışı verildiği ve bu hususun da Özel Dairece bozma sebebi yapılmadığı anlaşılmakla, davalı yarına usuli kazanılmış hak oluşmuş olup, mahkemenin direnme kararı yerindedir.
28. Ne var ki, Özel Dairece diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
29. Öte yandan mahkemece önceki hükümde direnildiği hâlde 16.02.2016 tarihli direnme kararının gerekçesinde “bozma ilamına uyulmuş” ifadesinin maddi hata olduğu anlaşıldığından sözü edilen maddi hataya işaret edilmekle yetinilmiştir.
B- Uyulan kısımlar yönünden yapılan incelemede;
30. Temyize konu Özel Dairenin 23.12.2014 tarihli bozma kararında yer alan ve “…2-Hükmedilen bedelin 26.960,11 TL’lik kısmına 30.07.2012 tarihinden 27.12.2012 tarihine, kalan kısmına da 30.07.2012 tarihinden son karar tarihine kadar yasal faiz işletilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi,…”nin doğru olmadığı gereğine işaret eden ve ikinci bentte yer alan bozma nedenine mahkemece uyularak bozma doğrultusunda işlem yapılmıştır.
31. Bu durumda bozma kararına uyularak oluşturulan hüküm Özel Dairesince incelenmediğinden, bu hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
I- A bendinde (§19-29) belirtilen gerekçe ve nedenlerle direnme uygun olup, davacı idare vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar vekilinin diğer temyiz itirazları ile ilgili inceleme yapılması için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
II- B bendinde (§30-31) belirtilen nedenlerle uyulan kısımlar yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.