Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2016/1149 E. , 2021/5656 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2016/1149
Karar No : 2021/5656
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Valiliği
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- Kendi adına asaleten … ve … ‘ya velayeten …
2- … 3- …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının davalı idarece kabule ilişkin kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları … ‘nın 30/10/2012 tarihinde Bursa ili, Yıldırım ilçesi, … Mahallesinde ikamet eden akrabalarını ziyaret ettikten sonra … Mahallesinde bulunan evine giderken bölücü terör örgütü mensupları tarafından açılan ateş sonucunda yaralanarak kaldırıldığı Bursa Şevket Yılmaz Devlet Hastanesinde tedavi görmekteyken 20/11/2012 tarihinde hayatını kaybetmesi sebebiyle oluştuğu öne sürülen zararların davalı idarece hizmet kusuru ilkesi gereğince tazmin edilmesi gerektiği ileri sürülerek vefat edenin eşi … için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, oğlu … için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, oğlu … için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, annesi … ve babası … için ayrı ayrı 30.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 3.000,00 TL (miktar artırımı sonrası 228.643,76 TL) maddi, 210.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; 28/10/2012 tarihinde yasa dışı terör örgütü mensupları tarafından açılan ateş sonucu … ‘nın hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunmamakla birlikte, söz konusu olay nedeniyle yaşamını yitiren … ‘nın eşi ve çocuklarının destekten yoksun kaldıkları ve yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle elem ve ızdırap yaşadıkları sabit olduğundan maddi ve manevi zararlarının objektif sorumluluk esasına göre davalı idarece tazmini gerektiği; bu doğrultuda, davacıların maddi zararının belirlenmesi amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 29/01/2015 kayıt tarihli bilirkişi raporunda, 5233 sayılı Kanun kapsamında davacılardan … ‘ya ödenen 25.056,15.TL’nin toplam zarardan indirilmesi sonucu, eş için 119.321,28 TL, çocuklar … için 54.909,85 TL ve … için 54.412,63 TL maddi tazminat hesaplandığı, 12/02/2013 tarihli dilekçeyle davacılar tarafından maddi tazminat istemine ilişkin olarak miktar artırımında bulunularak toplam 228.643,76 TL maddi tazminat talep edildiği gerekçesiyle davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne, kısmen reddine, eş … için 119.321,28.TL maddi, 30.000,00 TL manevi, çocuk … için 54.909,85 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, çocuk … için 54.412,63 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, anne … ve baba … için ayrı ayrı 20.000,00.TL manevi tazminatın davalı idareye başvurulan 01/10/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından; vefat eden … ‘nın eşine 5233 sayılı Kanun gereği tazminat ödemesi yapıldığı, Mahkemece buna rağmen tazminata hükmedildiği, davacılar lehine hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğu, ayrıca manevi tazminata faiz işletilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Mahkeme kararının bozulması istenilmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Kararın kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 04/10/2021 tarihinde verilen ara kararı cevabının geldiği görülerek, Tetkik Hâkimi’nin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A. Mahkeme Kararının Davacıların Manevi Tazminat İstemlerinin Kısmen Kabulüne İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idarenin dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B. Mahkeme Kararının Davacıların Maddi Tazminat İstemlerinin Kabulüne İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
PKK terör örgütü elebaşının sözde sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının düzeltilmesi ve sözde uygulanan ağırlaştırılmış tecride son verilmesi amacıyla ülke genelinde başlatılan eylemler kapsamında Bursa ili, Yıldırım ilçesinde … ilçe binasında 25, 26, 27, 28/10/2012 tarihlerinde dönüşümlü olarak terör örgütüne müzahir gruplar tarafından eylemler gerçekleştirildiği, mevcut olayların devam ettiği 30/10/2012 tarihinde Yıldırım ilçesi, … Mahallesi, … Caddesi üzerinde davacıların yakını İlker Kaya’nın baş kısmından ateşli silahla yaralandığı ve tedavisi için Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığı, yapılan tüm müdahalelere rağmen 20/11/2012 tarihinde hayatını kaybettiği olayda, … ‘nın yakınları olan davacılar tarafından, davalı idarenin çıkan olayların bastırılmasında ihmali ve dolayısıyla hizmet kusuru bulunması sonucu yakınlarını kaybettikleri ileri sürülerek 01/10/2013 tarihinde davalı idareye tazminat ödenmesi istemiyle başvuruda bulunulduğu, başvurunun Bursa Valiliğinin … tarih ve … sayılı işlemi ile reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dairemizce verilen 04/10/2021 tarihli ara kararı uyarınca, olayla ilgili olarak yürütülen adli soruşturmanın neticesi ile buna ilişkin bilgi ve belgelerin davalı idareden istenilmesi üzerine gönderilen bilgi ve belgelere göre; … ‘nın öldürülmesi olayı ile ilgili olarak yapılan yargılamanın … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… esas sayılı dosyasında derdest olduğu, … Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunca hazırlanan … tarih ve E:… İddianame No:… sayılı iddianameye göre, davacılar yakınının ölümüne sebep olan ateşli silah yaralanmasının, uzak atış mesafesinden yapıldığı ve vücudundan 7,65 mm çaplı mermi çekirdeği çıkartıldığı, olayla ilgili kamera kayıtları olabileceği değerlendirilen iş yerlerinin kamera kayıtları silindiği için görüntü tespiti yapılamadığı, dosyada gizli tanık olarak beyanı alınan Yavuz kod adlı kişinin beyanına göre, H.T. isimli şahsın mahalledeki yaşlı insanların kışkırtmaları ile Aksu Marketin önünde … eylemcilere mukavemet eden ülkücü gruba doğru 4-5 adım dizüstü yürüyerek ve dizlerini kırarak ateş ettiği, isminin daha sonra … olduğunu öğrendiği ülkücü grup içerisinde yer alan şahsın H.T. isimli şahıs tarafından vurulduğunu bizzat gördüğünü ifade ettiği; olayla ilgili beyanı alınan … kod adlı şahıs tarafından da benzer ifadelerde bulunulduğu görülmüştür.
İLGİLİ MEVZUAT:
17/07/2004 tarihinde kabul edilip, 27/07/2004 tarihli ve 25535 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, ”Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.”; 2. maddesinin 1. fıkrasında, ”Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.”; 6. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, ”Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli hâle gelme durumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz. İlgili valilik dışında diğer valilikler, kaymakamlıklar, Türkiye Cumhuriyeti dış temsilcilikleri, diğer bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan başvurular ilgili valiliğe gönderilir.”; 7. maddesinde, ”Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar”; 8. maddesinin 1. fıkrasında, ”7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.”; 9. maddesinde, ”Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır. (İdareye başvuru tarihinde yürürlükte olan haliyle) Bakanlar Kurulu, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemez. Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.”; 12. maddesinde, “Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”; Geçici 1. maddesinde, ”Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” hükümleri düzenlenmiştir.
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un genel gerekçesinde ise, ”Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten ve Anayasa metnine dahil olan Başlangıç Kısmında “Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu…” belirtilmiş; Cumhuriyetin niteliklerini gösteren Anayasanın 2 nci maddesinde ise Türkiye Cumhuriyetinin “toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı… sosyal bir hukuk devleti” olduğu vurgulanmıştır.
Kural olarak idarenin hukukî sorumluluğu kusur esasına dayanmaktadır. Sözü edilen kuralın istisnası olarak, idarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanması gerekmektedir. Objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da kabul edilmiştir.
Temelde Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerinin zarar gören kişilere karşı kişisel husumetten ileri gelmediği bilinmektedir. Terör eylemlerine hedef olan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. Devleti ve toplumu hedef alan fiillerden doğan zararın mağdur kişinin üzerinde bırakılması, hak ve nasafet kurallarıyla bağdaşmaz. Ortaya çıkan zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakarlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. Kişilere verilen zararlar, ister terör örgütlerinin eylemlerinden, ister terörle mücadele sırasında Devletçe alınan tedbirlerden kaynaklanmış olsun; bu zararların belirtilen ilkeler uyarınca karşılanması, Devlete olan güveni pekiştirecek; vatandaş-Devlet kaynaşmasını artıracak, terörle mücadeleye ve toplumsal barışa önemli katkıda bulunacaktır. Terörle mücadelede Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin kazandığı olağanüstü başarının sosyal ve ekonomik tedbirlerle desteklenmesi zorunluluğu toplumumuzun bütün kesimlerince kabul edilmektedir.
Öte yandan, Bakanlar Kurulunun 23/06/2003 tarih ve 2003/5930 sayılı Kararıyla kabul edilip 24/07/2003 tarih ve 25178 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar”ın “Yargının işlevselliği ve kapasitesinin artırılması suretiyle etkin bir yargı sisteminin tesis edilmesi” başlığı altındaki (24.14.1.1.) numaralı tablodaki 18 inci sırada “Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun Tasarısı”nın beklenen yürürlük tarihi 2004 yılı olarak belirlenmiştir.
Bu çerçevede yapılan çalışmalar sonunda, terör eylemlerinin ülkemizde yoğun olarak yaşandığı 19/07/1987 tarihi ile 30/11/2002 tarihi arasında, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak bu yolla sonuç alamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksız zenginleşme aracı olarak kullanılmasının önlenmesi amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.” ifadelerine yer verilmiştir.
Bununla birlikte; 5233 sayılı Kanun gereğince Zarar Tespit Komisyonu tarafından terör saldırısı sonucu ölenin yakınlarına yapılan sulhname teklifinin kabul edilmemesi nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davasında, 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan ”maddi” sözcüğünün; 2. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ”maddi” sözcüğünün; 7. maddesinin c. bendinde yer alan ”maddi” sözcüğünün; 9. maddesinin, a) Birinci fıkrasında yer alan ‘Yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın’ biçimindeki ilk paragrafı ile (e) bendinin, b) ikinci fıkrasının ve Geçici 1. maddesinde yer alan ”maddi” sözcüğünün, Anayasa’nın 2, 5, 11, 36, 90 ve 125. maddelerine aykırı olduğu kanısına varan Elazığ İdare Mahkemesi’nin yaptığı somut norm denetimi (itiraz) başvuru sonucunda verilen Anayasa Mahkemesi’nin 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararında, “…5233 sayılı Yasa’nın 9. maddesi, terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde ödenecek maddi tazminat miktarı ile ödeme usulünün belirlenmesini düzenleyen bir kuraldır.
Bu kuralda, ölüm halinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın elli katı tutarında, ölenlerin mirasçılarına nakdi ödeme yapılacağı belirtilmiştir. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktarın ise ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirleneceği kuralına yer verilmiştir. Gösterge ve katsayı rakamlarının her yıl artış göstermesi nedeniyle, son işlem tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınmasının, tazminat alacaklısının lehine bir uygulama olduğu açıktır.
Toplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelen özel ve olağandışı zararların karşılanmasında, devletin ödeme gücü, ekonomik durumu, zarar görenlerin sayısı, zarar doğuran olayların uzun süreli ve yaygın olması gibi nedenleri gözeterek idare, hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk hallerinde meydana gelen gerçek zarardan sorumlu olurken, sosyal risk ilkesinde sulh yoluyla ödenecek tazminat miktarının yasa koyucu tarafından yasayla belirlenmesi Anayasa’da güvence altına alınan sorumluluk hukukunun temel ilkelerine aykırılık oluşturmaz…” değerlendirmesinde bulunularak itirazın reddine karar verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık, 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra gerçekleşen dava konusu olayda, karşılanması talep edilen maddi zararın genel tazminat hukuku ilkeleri kapsamında mı yoksa, 5233 sayılı Kanun’un kendi özel düzenlemeleri kapsamında mı karşılanacağı hususundan doğmaktadır. Davacılar oluşan zararlarının hizmet kusuru ilkesine göre karşılanması gerektiğini iddia ederken, davalı idare maddi zararın 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanması gerektiğini savunmaktadır.
Her ne kadar davacılar tarafından dava konusu olay nedeniyle uğradıklarını iddia ettikleri maddi zararların hizmet kusuru ilkesi kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülmüş ise de; davacıların yakınları İlker Kaya’nın ateşli silahla vurularak hayatını kaybettiği olayın, ülke genelinde terör örgütü sempatizanları ve mensuplarınca çıkartılan olayların devam ettiği esnada yaşandığı, olayların ülke genelinde ve yaygın olarak devam ettiği göz önünde bulundurulduğunda, kolluk kuvvetlerinin her noktada, her an bilfiil olayları kontrol altına alabileceğinden söz edilemeyeceği gibi, iddianamede yer alan iki ayrı gizli tanık ifadesine göre davacılar yakınının da olayların devam ettiği esnada eylemci gruba karşı koyan grup arasında yer aldığı; öte yandan, davacılar yakınının yaşamını yitirmesine neden olan merminin güvenlik güçlerine ait silahtan da çıkmadığı anlaşıldığından, yaygın terör olaylarının devam ettiği esnada, olayların bastırılması için gönüllü olarak sokakta bulunan davacılar yakını İlker Kaya’nın ateşli silahla vurularak hayatını kaybetmesinde davalı idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunun varlığından söz edilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Bu nedenle; 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde de açıklandığı üzere, anılan Kanun’un yürürlüğünden sonra meydana gelen ve idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında anılan Kanun’un uygulanacağı açık olup; davacıların maddi zarararının, 5233 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin ”Yaralanma Engelli Hale Gelme ve Ölüm Hallerinde Yapılacak Ödemeler” başlıklı 21. maddesinde özel olarak düzenlenen hesaplama ilke ve yöntemlerine göre 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi ve karşılanması gerekmektedir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesince de yukarıda gerekçesine yer verilen kararında; idarenin, hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk hallerinde meydana gelen gerçek zarardan sorumlu olurken, sosyal risk ilkesinde sulh yoluyla ödenecek tazminat miktarının yasa koyucu tarafından yasayla belirlenmesinin Anayasa’da güvence altına alınan sorumluluk hukukunun temel ilkelerine aykırılık oluşturmayacağı değerlendirmesinde bulunulmuştur.
Bu halde İdare Mahkemesince; davacıların maddi tazminat taleplerinin, Bursa Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan 1 No’lu Zarar Tespit Komisyonu tarafından belirlenen 25.056,15 TL miktarın davalı idarece davacılara ödenmesi sebebiyle, reddine karar verilmesi gerekmekteyken, davacıların maddi tazminat isteminin davacıların maddi zararının objektif sorumluluk esasına göre giderilmesi gerektiği gerekçesiyle kabulüne karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. Davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmının ONANMASINA, maddi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.