YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/12266
KARAR NO : 2014/19107
KARAR TARİHİ : 05.12.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL(KAPATILAN) 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/04/2014
NUMARASI : 2014/59-2014/114
Taraflar arasında görülen davada İstanbul(Kapatılan) 21. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17/04/2014 tarih ve 2014/59-2014/114 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin müdürü olduğu dava dışı..Transport Dış Ticaret Ltd. Şti tarafından davalı banka nezdinde bulunan çek hesabından emre yazılı bir çekin keşide edildiğini, çekin emre yazılı olmasına rağmen davalı bankanın hamiline çek düzenleme yetkisi olmadan hamiline çek düzenlendiği gerekçesiyle müvekkili aleyhine Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyette bulunduğunu, davalı tarafından yapılan bu yanlış bilgilendirme sonucu müvekkili hakkında 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 7/9 maddesine muhalefet suçunu işlediğinden bahisle ceza davası açıldığını, yapılan yargılama neticesinde beraat kararı verildiğini, bu yargılamanın takibi amacıyla müvekkilinin 250 TL gider avansı ve 3000 TL + KDV vekâlet ücreti ödemek zorunda kaldığını, davalı bankanın basiretli bir tacir gibi davranmayarak gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle müvekkilinin yargılandığını, kişilik haklarının saldırıya uğradığı ileri sürerek, 4.000 TL maddi ve 2.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili bankanın yasal ihbar yükümlülüğü çerçevesinde hareket ettiğini, çekin hamiline düzenlenmediği ve tacir çeki olduğunun açıkça anlaşılabildiğini, Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılması gerekli kontroller yapılmadığı için dava açıldığını, ihbarın sehven yapıldığı hususunun ceza mahkemesine bildirilmesi üzerine davacının beraatine karar verildiğini, vekalet sözleşmesinin tarih içermediğini, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve dosya kapsamına göre, bankanın emre düzenlenmiş çeki hamiline gibi değerlendirerek 5942 SK’nun 4/3. maddesine göre savcılığa suç duyurusunda bulunduğu, olayda savcılığın da müterafik kusuru olduğu, bankanın tazminatın %50 kısmından sorumlu olduğu, davacını olay nedeniyle manevi üzüntüye kapıldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 1.770 TL maddi ve 500 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı taraf, davalı bankanın hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenledikleri gerekçesiyle 5941 SK’nun 4/3. maddesi uyarınca haklarında suç duyurusunda bulunduğunu, oysa çekin emre düzenlendiğini, olay nedeniyle ceza mahkemesinde yargılandığını ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuş, mahkemece ilk kararda davanın reddine dair verilen hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce, bankanın suç duyurusunun şikayet hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, iddianame düzenlenmesinin illiyet bağını kesmediği, bankanın şikayeti ile savcılığın hatalı işlemi birleşmek suretiyle ceza davası açıldığı, haksız şikayetin varlığının kabulü ile neticesine göre bir karar verilmesi gerektiğine işaret olunarak bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak olayda savcılığın %50 müterafik kusuru bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Oysa, 818 Sayılı Borçlar Kanununun 44/1 maddesi hükmünde, zarar gören tarafın zararın meydana gelmesine razı olması yahut kendi fiili ile zararın meydana gelmesine veya zararın artmasına yardım etmesi veya zararı meydana getiren kişinin durumunu ağırlaştırması durumunda, hâkime hükmedilecek tazminatta indirim yapma veya tazminata hükmetmekten tümüyle kaçınma yetkisi tanımak suretiyle ortak (müterafik) kusurlu davranışın tazminata etkisini kabul etmiş bulunmaktadır. Yine, BK’nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca zararın birden fazla kişilerce meydana getirilmesi halinde zarar verenler arasında müteselsil sorumluluk hali öngörülmüştür. Aynı yasanın 142. maddesi hükmüne göre de davacı zararın tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.
Somut olayda, mahkemece savcılığın hatalı işlemi nedeniyle %50 müterafik kusur takdir edilip tazminattan indirim yapılmış ise de, müterafik kusur ile müteselsil sorumluluk halleri farklı kavramlar olup, müterafik kusur zarar görenin kusuru durumunda uygulanacağı gibi, müteselsil sorumluluk ise zarar verenlerin kusurlu davranışları durumunda tatbik edilecektir. Dava konusu olayda ise zarar verenlerin eyleminden kaynaklanan müteselsil sorumluluk hali bulunmaktadır. 818 Sayılı BK’nun 142. maddesi uyarınca da davacının zararın tamamının bankadan talep etme hakkı bulunmaktadır.
Bu itibarla, mahkemece davalının hukuki durumunun yukarıda yapılan açıklamalara göre değerlendirilerek, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.