YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/7026
KARAR NO : 2014/13786
KARAR TARİHİ : 15.09.2014
MAHKEMESİ : HAKKARİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/12/2013
NUMARASI : 2012/311-2013/496
Taraflar arasında görülen davada Hakkari Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26/12/2013 tarih ve 2012/311-2013/496 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi . tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı iken 11.02.2011 tarihli yönetim kurulu toplantısında istifası gerekçe gösterilerek yeni yönetim kurulunun belirlendiğini, ancak müvekkilinin yazılı ya da sözlü bir istifasının bulunmadığını, yönetim kurulu üyesi F. O.’ın yerine N. O.’ın imza attığını, toplantı ve karar nisabına uyulmadığını, sahteciliğe dayanan kararın notere onaylatılarak işlemlere konulduğunu, asıl niyetin şirketin mal varlıklarını devretmek olduğunu, kardeş olan ortakların insani ilişki dahi kuramadıklarını, fiziksel şiddet olaylarının yaşandığını, güven ilişkisinin kalmadığını ileri sürerek davalı şirketin fesih ve tasfiyesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, asıl davacının bir çok sahte işlemle ortaklar kurulu kararı aldığını, şirketin parasını usulsüz kullanarak kendisinin ve 3. kişilerin hesaplarına aktardığını, bu hususlarla ilgili hakkında soruşturma bulunduğunu, şirket adına olan paraları aldığı halde kasaya intikal ettirmediğini, davacı aleyhine çeşitli hukuk davalarının açıldığını, herhangi bir hukuki ilişkiye dayanmayan çekleri müvekkili şirket aleyhine keşide ettiğini, şirket ortaklarının hissedar olduğu bir başka şirket adına 6.500.000 TL bedelli kredi çektiği, bu işlemde de ortaklar kurulu kararı olmadığı gibi kefiller adına sahte imza attığını, bu paranın nerede kullanıldığının belli olmadığını, davacının başka hukuki yollara başvurma imkanı varken fesih istemesinin iyi niyetle bağdaşmadığını, davacının kusurlu davranışları ile güven ilişkisinin sona erdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının sahte imza ile yönetim yetkisinin elinden alındığı iddiasına dayandığı, uyuşmazlığın bu eylemin şirketin feshi için haklı neden oluşturup oluşturmayacağına ilişkin olduğu, söz konusu yönetim kurulu kararının iptali için dava açıldığına veya imzanın sahteliğine ilişkin olarak kovuşturma yapıldığına dair dosyaya herhangi bir bilgi sunulmadığı, dolayısıyla iptale konu olmayan bir yönetim kurulu kararının şirketin feshine haklı sebep oluşturmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, haklı nedenlerle davalı şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkin olup mahkemece, davacının sahte imza ile yönetim yetkisinin elinden alındığı iddiasına dayandığı, bu kararın iptali için dava açıldığına veya imzanın sahteliği iddiası hakkında kovuşturma yapıldığına dair dosyaya bilgi yansımadığı, iptale konu olmayan bir yönetim kurulu kararının şirketin feshine sebep olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, davacı, dava dilekçesinde sadece sahte imza ile yönetim yetkisinin elinden alındığına dayanmamış, bunun dışında kardeş olan ortaklar arasında şiddet olayları yaşandığını, ticari ilişkinin yanında insani ilişki dahi kurulamadığını, şirket kayıtlarının gösterilmediğini, güven duygusunun kalmadığını, tüm bu hususların şirketin feshi için haklı sebep oluşturduğunu da iddia etmiştir. Mahkemece, davacının bu iddiaları araştırılıp değerlendirilmeksizin salt davacının yönetim yetkisinin elinden alınmasına ilişkin karar hakkında iptal davası açılmaması ve kovuşturma yapılmaması gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Ayrıca davacının şirketin feshini isteyebilmesi için sahte imzalarla alındığını iddia ettiği kararın iptalini talep etmesi ve ilgililer hakkında yetkili makamlara şikayette bulunması da şart değildir. Bu itibarla davacının tüm iddialarının değerlendirilip, taraf delillerinin toplanmasından sonra ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.