Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/1636 E. 2020/4738 K. 04.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1636
KARAR NO : 2020/4738
KARAR TARİHİ : 04.11.2020

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.11.2018 tarih ve 2017/146-2018/1118 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 03.11.2020 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline alacağını temlik eden … ile davalının dava dışı Arsel Motorlu Araçlar ve Dış Tic. Ltd. Şti.’nin eşit oranda hissedarları ve münferit imza ile temsilcileri olduğunu, vergi dairesince tahakkuk ettirilen verginin bir bölümü ödenmeyince yapılandırılıp … tarafından 284.002,85 TL olarak ödendiğini, bu ödemenin 142.001,42 TL’sinin davalı adına yapıldığını ileri sürerek 142.001,42 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, vergi borçlarının kanunen ortadan kalktığını, davacının rızai ödemesinin vergi dairesince kabul edildiğini, amme borcunun doğduğu dönemde faal olan şirketin malvarlığı bulunduğunu, borcun şirketçe ödenmesi imkanı varken davacının ödeme yaptığını, bu durumda rücu hakkının doğmadığını, öncelikle şirket tüzel kişiliğine başvuru gerektiğini, doğrudan müvekkilinden talepte bulunulamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının delil olarak dayanmakla birlikte dava dışı şirketin defterlerini sunmadığı, kesin süreye rağmen yerlerini bildirmediği, öncelikle kamu alacağının asıl borçlu şirketten tahsil edilmesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmasının gerektiği, bu sebeple şirket defterlerinin incelenmeden, şirket malvarlığının tespit edilmeden amme alacağının şirketten tahsil edilemeyeceği sonucuna varılmasının mümkün olmadığı, şirketin tasfiye haline girmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket müdürünün şirketin kamu borcunu ödemiş olması nedeniyle yine ortak ve müdür olan davacıya rücu istemine ilişkindir. Mahkemece, kamu alacağının öncelikle şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerektiği ancak şirket defterlerinin yerlerinin bildirilmemesi nedeniyle incelenemediği bu halde amme alacağının şirketten tahsil edilemeyeceği sonucuna varılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de şirket defterlerinin incelenememiş olması tek başına mahkemenin ulaştığı sonuca götürmez. Aynı taraflar arasında görülen bir başka dava hakkında Dairemizin 2018/3881 Esas- 2020/3481 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere şirketin bir kısım vergi borçlarından ötürü temlik eden ortağın takibe maruz kaldığı, kamu idaresinin amme alacağını 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi çerçevesinde kamu borçlusu şirketten tahsil edemeyeceğini değerlendirerek ortağa yöneldiği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davaya konu alacağın da şirketten tahsil edilemeyeceği kabul edilerek işin esasına girilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde olmamış, kararın davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 04.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.